21 Mayıs nedeniyle yayınlamakta olduğumuz “Adıge Özerkliğinin 90. Yılında Durum” başlıklı dizi yazımıza bir ara veriyoruz. 21. Mayıs 2012.
21 Mayıs Adıge (Çerkes) ulusunun tarihinde özel bir anlam taşıyor. 21 Mayıs Rus’un soykırım ve sürgünü kutladığı, Adıge’nin de tarihten silinmek istendiği bir kara gün. 21 Mayıs bu uğursuz olayları simgeliyor. Ancak bizim için simgeden çok olay ve anlamı önemli.
Önce şu noktayı belirtelim: 1864 yılındaki 21 Mayıs, şimdiki takvime göre 21 Mayıs gününe denk düşmüyor, tam karşılığı 2 Haziran 1864’tür. Örneğin 31 Mart Olayı deriz, ama eski 31 Mart, bugünkü takvimle 13 Nisan’a denk geliyor.
21 Mayıs da böyle bir şeydir, simgesel bir tarihtir.
21 Mayıs öncesi
Buradaki amacımız tarihin derinliklerine inmek değildir. Amacımız Adıge/ Çerkes ulusunun başına gelen belayı / büyük felâketi vurgulamak ve günümüze ilişkin bazı saptamalar yapmaktır.
Bir kronoloji sıralaması yapalım:
– 1556. Kuzey Kafkasya’nın (KK) kuzeydoğusundaki Astrahan Hanlığı, Rusya tarafından yıkıldı ve toprakları Rusya’ya katıldı (Daha önce Kazan Hanlığı toprakları da Rusya’ya katılmıştı).
– 1557. KK’nın merkezi yerinde hüküm süren Kabardey beyleri Osmanlı- Rus çekişmesinde Rusya yanlısı bir politikayı benimsediler. Böylece Rus – Kabardey ittifakı oluştu. İttifak 1739 yılına değin ya da 182 yıl boyunca sürecekti.
Kabardey beyleri Karaçay, Balkar, Oset, İnguş, Çeçen ve bazı Dağıstan toplulukları üzerinde de hükümran ya da etkiliydiler.
– 1722. Çar Deli Petro’nun (Petro I) İran Seferi. Sefer sonucu , Dağıstan’daki hanlıklar (yerel prenslikler) İran yönetiminden ayrılıp Rusya’nın koruması altına girdiler.
Kabardeylerin yardımıyla Ruslar batıdaki kalabalık Adıgeler dışındaki KK halklarını pasifleştirmeyi ve KK topraklarında barışçı bir biçimde yayılmayı gerçekleştirdiler. Ancak bu yayılma, ilhak biçiminde değil, koruma altına alma (himaye) biçimindeydi.
Rus, dost pozisyonundaydı.
– 1739. Belgrad Antlaşması gereğince Kabardey, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında tarafsız (tampon) bölge haline getirildi. Belgrad Antlaşması Türklerin imzaladığı son başarılı antlaşmadır. Ancak Ruslar yine de KK’dan atılmış olmadılar, faaliyetlerini sürdürdüler. Kalıcı dostluklar kurmuşlardı, nitekim Dağıstan hanlıkları üzerindeki Rus koruması (aslında egemenliği) sürdü.
Çünkü yerli ulusların Rusya ile önemli siyasi ve ticari ilişkileri vardı, başka kapılar onlara kapalıydı.
– 1774. Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ruslar 1739’un rövanşını aldılar. Ruslar Osmanlıları yenmiş, Daryal Geçidi’ni ele geçirmiş, Gürcistan’a girmiş ve Karadeniz kıyısındaki Osmanlı kalesi Poti’ye değin Türkleri kovalamış oldular.
1768- 1774 Osmanlı- Rus Savaşı Osmanlı Devleti’nin kof ve güçsüz olduğunu açığa çıkarmış oldu.
Savaş sonunda Kabardey, Osetya ve kısmen de İnguş toprakları Rusya’ya ilhak edildi. Böylece Adıge ülkesi (Çerkesya) dışındaki KK topraklarının kontrolü Rus tarafına terk edilmiş, Rusya sınırı Daryal Geçidi güneyine ve Elbrus Dağına değin taşmış ya da Merkezi Kuzey Kafkasya, Rusya’nın devlet sınırları içine alınmış oldu.
Rusya artık doğuda, Kuban Irmağı üzerinden Bağımsız Çerkesya’nın komşusuydu. Çerkesya Kuban’ın kuzeyinde Kırım, güneyde, Karadeniz kıyısında da Bzıb Irmağı üzerinden Osmanlı Devleti ile komşuydu. Osmanlılar henüz Çerkesya’ya gelmemişlerdi.
Antlaşma sonucu Kırım Hanlığı Osmanlı Devleti’nden koptu ve ‘bağımsız’ oldu (aslında yeni/ bağımsız Kırım Hanlığı Rus kuklası bir devletten başkası değildi).
Rus- Kafkas (Adıge/ Çerkes) Savaşının başlaması
Son savaşta Rusya beklenmedik bir biçimde üstün gelmiş ve yayılmıştı. Bu durum Adıgeler ve Türkler arasında paniğe yol açtı, savunma içerikli Türk- Çerkes görüşmeleri başlatıldı. Bu arada Ruslar, Bağımsız Kırım’a ait olan topraklarda, Kuban Irmağı kuzey yakası boyunca, pervasız bir biçimde askeri kaleler kurmaya başladılar. Amaç, Adıge, Nogay ve Kalmıkların Rus yayılmasına karşı birleşmelerini önlemekti. Adıgeler, umarsız Türkler ve diğerleri olup biteni seyretmekle yetindiler.
Rus hukuk tanımıyor, dilediğini yapıyordu. Çünkü Türk’ün – bir başına- Rus’u durduracak gücü kalmamıştı.
– 1782. Osmanlılar Adıge kıyılarında savunma ve Çerkes gücünden yararlanma amaçlı Anapa ve Sucuk- Kale (şimdi- Novorossiysk) kalelerini kurdular. Türkler Çerkeslerin yardımıyla Rusya’yı durdurmayı, ardından Kırım’ı kurtarmayı hesaplıyorlardı. Evdeki hesap buydu.
– 1783. Hazırlıklarını tamamlayan Rusya Kırım Hanlığı’nı ortadan kaldırdı, topraklarını ilhak etti. Böylece Rusya’nın kuzeyden de Çerkesya’yı kuşatması tamamlanmış oldu. Ruslar ilhak ettikleri Kuban Irmağı kuzeyindeki Kırım’a bağlı topraklardaki Adıge ve Nogayları son bireylerine değin yok ettiler (Daha çok bilgi için Bkz. Prof. Ç’ırğ Ashad, “Tehlike Kuzeyden Geliyordu”, Cherkessia. net, tarih bölümü).
Kuban Irmağı Rus- Çerkes devlet sınırı oldu.
Rusya, Güney Kafkasya’daki Kartlı- Kaheti Krallığı’nı (Doğu Gürcistan) korumasına aldı.
– 1792. Kuban’ın kuzeybatısında Nogay ve Adıgelerden temizlenen topraklara yağmacı Kazaklar yerleştirildi, Yekaterinodar (Krasnodar) kentinin temeli atıldı.
– 1801- Rusya, Kartlı- Kaheti Krallığı topraklarını ilhak etti, Tiflis’e Rus askerleri yerleştiler.
– 1812. 1806- 1812 Osmanlı- Rus Savaşı sonunda imzalanan Bükreş Antlaşmasıyla yenik Osmanlı Devleti, Bzıb Irmağından güneyde Poti Kalesi’ne değin uzanan Karadeniz kıyılarını ve iç yöreleri (İmereti Krallığı , Mingrelya Prensliği, vb) Rusya’ya bıraktı. Abhaz Prensliği ise, kurnazca bir taktikle Rus safına geçmiş, 1810’da gönüllü olarak Rus koruması (himayesi) altına girmişti. Bu sayede feodal- gerici bir prenslik olarak 1864 yılına değin varlığını sürdürecekti.
Sadece Abhazlarda değil, KK halklarının tümünde de modern sınıflar (burjuva sınıfı) oluşmamıştı.
– 1813. Ruslar İran’ı da yendiler, 1813 Gülistan Antlaşmasıyla Güneydoğu Kafkasya’nın kuzey bölümlerini ilhak ettiler. İran, Dağıstan üzerindeki hakimiyetini de Rusya’ya devretti. Böylece, gayrimemnun Çeçenler ve Dağıstanlıların dış dünya ile olan tüm bağlantıları da kesilmiş oldu. Adıgeler (Çerkesler) ise Karadeniz yoluyla Türklerle ilişkilerini sürdürüyorlardı. Ayrıca Türklerin Anapa’da, deniz yoluyla takviye edilebilen 5 bin mevcutlu bir askeri garnizonu vardı. Anapa, Adıgelerin Türk satıcılardan silah ve mühimmat tedarik ettikleri bir ticaret kenti idi.
Anapa, ayrıca Çerkesya’nın da başkenti konumundaydı (Daha çok bilgi için Bkz. “Anapa”- Vikipedi; “Adıge Cumhuriyeti”, tarih bölümü,Vikipedi).
Politik durum
Ruslarla Adıgeler 1774, özellikle 1783 yılından beri düşmanca ilişkiler içindeydiler. 1783’te Ruslar, Kuban’ın kuzeyinde yaşayan Nogay ve Adıgelere yönelik soykırım suçunu işlemişlerdi, dahası Kuban’ın güneyine, Adıge ülkesine sığınan Nogayları da izlemiş, çok sayıda Nogay’ı ve onları koruyan Adıgeleri de katletmişlerdi (Bkz. Prof. Ç’ırğ Ashad, “Tehlike Kuzeyden Geliyordu”, Cherkessia. net, tarih bölümü).
Bu gibi nedenlerle arada husumet vardı. Ruslar sık sık Kuban’ı geçip Adıgelere saldırıyor, yağma yapıyor, Adıgelerden de karşılığını alıyorlardı.
Kabardey, Oset ve İnguş yöreleri soylu ailelerine, Ruslar tarafından, diğerlerine oranla daha geniş (yeterli) topraklar bırakılmıştı. Bu nedenle Rus yönetimi o gibi yörelerde taraftarlar bulmuştu. Buna karşılık yoksul Balkarlar, Çeçenler ve hanlık dışı Dağıstanlılar Rus yönetiminden ve yayılmasından hoşnutsuz idiler. Örneğin 1785’te Çeçenler İmam Mansur önderliğinde Ruslara karşı ayaklanmış, Kutsal Savaş (Gazavat) bayraklarını kaldırmışlardı. Ancak ayaklanma bastırılmıştı. Rus baskı ve zulmü yüzünden bu son yerlerde tam bir hoşnutsuzluk vardı ve tam bir Rus kontrolu kurulamamıştı. Ruslar Müslüman halka ağır vergi, keyfi davranış ve angaryalar dayatıyorlardı.
1557- 1739 yılları arasında vergi almayan ve eşit koşullarda ticaret yapan Rus kalkmış, yerini Rus despotizmi almıştı.
19. yüzyıl başlarında Kabardeyler arasında görülen memnuniyetsizlikler, başkaldırmalar da kötü (zalim) Rus yönetiminin politik ve ekonomik uygulamalarından kaynaklanıyordu.
Örneğin, Ruslar Oset ve İnguşların kentlere yerleşmelerine ve parayla ticaret yapmalarına izin veriyor, diğerlerine sadece takas ve trampa ticareti izni veriyor, Kabardeylerin kentlere yerleşmelerine izin tanınmıyorlardı. Yani Kabardeylere fazla güvenmiyorlardı. Para ile alışveriş daha gelişmiş bir ekonomik sisteme geçişi simgeliyordu. Ayrıca, Ruslar, veba gerekçesiyle Kabardey’e ekonomik abluka da uygulamışlardı. Bir ara, beklenmedik biçimde Kabardey ormanlarında vebalı sincaplar türemişti. Bu sincapların General Yermolov’un emriyle Kabardey ormanlarına salınmış olduğu söyleniyor.
Ruslar 1828- 1829 Osmanlı- Rus Savaşı sırasında da batıdaki Adıgeler arasında da veba hastalığını yaymışlardı. Ruslar veba mikrobu bulaştırılmış kumaş, elbise, ev eşyası ve benzerlerini öteye beriye bırakıyor ve veba salgınları yaratıyorlardı. Çerkes nüfusunu kitlesel olarak kıran bir etken de bu tür veba salgınlarıdır. Adıgeler vebaya “yemıne wız” diyorlardı.
Bu arada anımsatalım, veba nedeniyle Kafkasya’da sincap soyu kırılmış, ormanlarda sincap kalmamıştı. Ruslar bunu avlanmaya bağlıyorlar ama doğru değil. Şimdiki sincaplar Sovyetler döneminde Sibirya ormanlarından getirilip çoğaltılmışlardır.
– 1829 Edirne Antlaşması sonucu Türkler Çerkesya kıyılarını Ruslara ‘terk ettiler’ (Diplomasi bilmeme sonucu Çerkesler Türklerin ve Rusların müşterek oyununa gelmişlerdi). Böylece Çerkesya, karadan ve denizden tam bir Rus kuşatması altına alınmış oldu (1828- 1829 Osmanlı- Rus Savaşı ve sonuçları için Bkz. “Kafkasya ve Kafkasyalılar- 3”, Kafkas Diasporası, tarih bölümü). Balkarya’daki direniş de 1827’de sona ermiş, Karaçaylar da 1828’de Ruslara tamamen boyun eğmişlerdi.
1830’larda Kuzey Kafkasya’da sadece Adıge, Çeçen ve Dağıstanlı (özellikle Avar) toplulukların direnişleri kalmıştı.
Bu arada anımsatalım, diğer halkların aksine Adıgeler yabancı yönetimi altına girmeyi kabul etmiyorlardı. Bu nokta çok önemlidir. Adıge, tarihin hiçbir döneminde ve ana kitle olarak yabancı yönetimi altına girmemişti. Osmanlıların Karadeniz kıyısında hakimiyet kuramadıkları (ele geçiremedikleri) tek ülke Çerkesya idi. Bazı tarihçiler bu noktayı görmezlikten geliyor ya da tahrif ediyorlar.
Adıgelerin ve Adıge ülkesinin farklı bir toplumsal ve coğrafi yapısı ve stratejik konumu vardı. Demokratik yapılı Adıgeler (çoğunluktaki Natuhay, Şapsığ, Abzah, Vıbıhlar, vb) yönetilmeye ve vergi vermeye alışık değildiler. Adıge, kapısındaki son hayvanını konuğu için kesebilirdi, o denli eli açık ve cömertti, ama kimseye de vergi vermezdi. Vergi vermeyi bağımlılık ve aşağılanma olarak değerlendirirdi. Vergi yarıfeodal kesimlerde vardı (Bjeduğ, K’emguy, Besleney, Kabardey, vb). O kesim köylüleri bir beyin (pşı) koruması karşılığında beye vergi verirdi. Beyi bulunmayan Adıgey kesiminde ise, bağımsız (serbest) köy toplulukları sistemi vardı; buradaki sistemin bir benzeri 1796 köylü devriminden beri – Kabardey dışında- yarı feodal kesimde de kurulmuştu. Bu yapı feodal Rusya düzeni ile uyuşacak/ bağdaşacak nitelikte değildi. Bu nedenle Rusya bu tehlikeli oluşumu/ birikimi yok etmek ya da dağıtmak istiyordu. Adıge ülkesi (Çerkesya) Rus nüfusunu yerleştirmeye elverişli , yani geniş ve verimli bir bölgedeydi. Bu nedenle Çerkesya’nın boyunduruk altına alınmasıyla yetinilmeyecek, bu tehlikeli varlık (demokratik köylü Çerkes ulusu) yok edilecek, Çerkesya insansızlaştırılacak, stratejik değer yanında zengin tarım topraklarına da el konmuş olacaktı.
Rus bir taşla birkaç kuş vurmuş olacaktı.
Zayıflamış ve çağdışı Osmanlı Devleti’nin Çerkeslere karşı tutumu da olumlu değildi, tamamen çıkara dayalıydı, sadece Çerkeslerin insan gücünden yararlanmayı amaçlıyordu.
Her iki güç de batan geminin mallarının peşindeydi.
– 1840. Ruslar 1837- 1839 yılları boyunca Çerkeslerle savaşarak Karadeniz kıyılarını ele geçirdiler. 1830’lu yılların başlarından beri Rusların kuzeyde Anapa, Novorossiysk ve Gelencik’te (Natuhay yöresinde), güneyde de Gagra’da (Ciget yöresinde) deniz üsleri ve kaleleri vardı. Bunlara bir dizi kale daha eklendi, bu kaleleri birleştiren kıyı müstahkem hattı da tamamlandı. 1839 yılında bir Rus posta arabası Anapa’dan Gagra’ya kadar gidebiliyor, kale ve karakollardaki askerler koruma görevini yerine getiriyorlardı. Çerkesya’nın deniz yoluyla olan dış bağlantıları da kopmuştu.
Ruslar ayrıca doğudan, Kuban Irmağından batıya doğru ilerleyerek Laba Irmağına değin uzanan yerleri, geniş toprakları ve Bağımsız Çerkesya’nın doğu yarısını (Base Gubğo/ Base Ovasını) da ele geçirdiler. Bu yerlerde Besleney, Mahoş ve Abzahlar yaşıyorlardı. Buralarda tam bir etnik temizlik uygulandı. Ayrıca bu yerlerin güneyindeki akarsuların kaynak bölümlerinde yaşayan soydaş Abazinler de Ruslara boyun eğdiler- 1838.
Adıgeler Laba- Karadeniz arasında bulunan dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Bu zor durumda bile, Adıgeler, 1840 yılı ilkbahar başlangıcında Rus kalelerine karşı genel bir saldırı başlattılar. Saldırı öncesinde Adıgeler arasında İngiltere ve Türkiye’den yardım geleceğine ilişkin dış (ajan) kaynaklı yalan haberler yayılmıştı.
Adıgeler Şapsığ kıyılarındaki kalelerden Rusları atmayı başardılar, ama çok kayıp verdiler. Vıbıh ve Ciget yöresindeki Navaginsk, Gagra ve Svyatoy Duh (Kutsal Ruh; şimdi- Adler) kaleleri ile Natuhay sahilindeki kaleler (Anapa, Novorossiysk, Gelencik ve diğerleri) Rusların elinde kaldı.
Daha sonra Vıbıh yöresinde, şimdiki Soçi yerinde bulunan Navaginsk Kalesi de (- Kırım Savaşı sırasında) Ruslar tarafından tahliye edildi.
Kırım Savaşı
1853- 1856 Kırım Savaşı, birçok kişi tarafından yanlış değerlendiriliyor. Savaşın Adıgelere yardım etme gibi bir amacı yoktu. Savaşın hedefi, Osmanlılara ve Akdeniz’deki İngiliz- Fransız çıkarlarına yönelmiş olan Rus tehdit ve yayılmasını durdurmak ve Karadeniz’deki Rus deniz gücünü yok etmekti. Bu amaçla hareket edildi, Karadeniz’deki Rus donanması ve deniz üsleri yok edildi. Rusya yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı (1855).
Müttefikler Sivastopol’da Rus’u yenmişlerdi, ama Balkanlarda ve Kafkasya’da Rus Türk’ü yenmişti.
Şayet Osmanlılar Ruslar karşısında başarılı olsalardı, durum değişebilir ve Ruslar Kafkasya’dan atılabilirdi. Ancak Ruslar karşısında Türkler başarısız kalmışlardı.
1856’da Paris Barış Antlaşması imzalandı, antlaşmaya göre savaş öncesi sınırlarına dönüldü. Ruslar savaşta ele geçirdikleri yerleri Türklere geri verdiler. Çerkesya’nın statüsünde bir değişikliğe gidilmedi; orası Rusya’nın bir iç sorunu sayıldı ve yok edilmeye terk edildi.
Çerkesler ve Şamil, savaşta Batılılara dolaylı destek sağlamışlardı, örneğin önemli bir Rus askeri gücünü sınırda bağlı tutmuş ve cepheye gönderilmelerini önlemişlerdi. Ruslar bir Çerkes saldırısına karşı bu kuvvetleri sınırda/ yedekte tutmuşlardı.
Savaş sonunda, Çerkesler karşısında büyük bir hınç ve askeri güç birikmiş oldu.
Rus generalleri arasında yenilginin acısını Çerkeslerden çıkarma düşüncesi yaygınlaşmıştı. Çerkesler “Günah Keçisi” olarak ilân edildiler.
Bir de, savaşın sonlarına doğru, jest anlamındaki bir İngiliz çıkartmasıyla, Osmanlıların Çerkesya Askeri Valisi Sefer Paşa (Zaneko Seferbey) adına Nutuhay toprağının ve Taman Yarımadasının bir bölümü Ruslardan geri alınmış, Müttefik birlikleri Rusları püskürterek Yekaterinodar’a doğru sürmüşlerdi. Bu durum başarısız Rus generallerini büsbütün kızdırmış olmalıydı (1855). Rus’un borusu İngiliz’in değil, Türk’ün ve Çerkes’in karşısında ötüyordu.
İngiliz’in amacı, aslında Çerkeslere yardım etmek değil, yardım eder görünerek Rus’u barışa zorlamaktı. Öyle de oldu.
Rus yenilgiyi kabul etti ve ateşkes imzalandı (1855). Barış (1856) üzerine Müttefik askerleri, gemilerine binip geldikleri gibi Kırım ve Çerkesya’dan ayrıldılar.
İngiliz alacağını almış oldu, olan zavallı Adıge’ye oldu: Yüzüstü bırakıldı.
Soykırım ve sürgün
Kırım Savaşı’ndan sonra, 6 Eylül 1859’da General Kont Baryatinski, Dağıstan’ın Gunib kasabasında Şeyh Şamil’i teslim aldı. Aynı yıl, Aralık 1859’da, Şamil’in Abzahlar (Adıgeler) arasındaki naibi Muhammed Emin de bir anlaşmayla ve taraftarı Abzahlarla birlikte Rusya’ya bağlılık yemini verdi. Şamil ve Muhammed Emin Rus hükümetince maaşa bağlandı.
1859 yılında, önce Bjeduğlar, ardından K’emguy, Besleney, Yegerukay, Mahoş, Kuban Kabardey, Abzah ve diğer Kubanlı Adıgeler, 1860 yılı ocak ayı başında da Karadeniz kıyısındaki Natuhaylar Ruslara boyun eğdiler.
En kalabalık Adıge topluluğu olan Şapsığlar ve beraberlerindeki Vıbıhlar ise boyun eğmediler. – Rusya, Şapsığ ve Vubıhlar için gizli deportasyon (kovma) kararı vardı
Rus tarafının amacı, 1783 yılında Kuban’ın kuzeyinde yaptığı gibi, Çerkesya’yı yok etmek ve insansızlaştırmak, ardından da Rus nüfusu Çerkesya’ya nakledip yerleştirmek yoluyla Ruslaştırmak idi.
Çerkesya’daki Rus generalleri Karadeniz kıyısındaki Çerkes varlığının (Natuhay, Şapsığ, Vıbıh, vb) Rusya’nın geleceği için bir tehlike oluşturduğunu, Rusya’nın stratejik çıkarları gereği Çerkes nüfusunun o yerden çıkarılıp Türkiye’ye gönderilmesi gerektiğini St. Petersburg’daki Savaş Bakanlığı’na önerdiler. Rus hükümeti ve Çar, öneriyi uygun buldu.
Çerkeslere boyun eğdirme görevi Kont Baryatinski’nin astı olan General Kont Yevdokimov’a verildi. Yevdokimov, 1859’da Abzahlarla varılmış olan barış anlaşmasını bozdu ve Abzahlara da saldırdı. Sonuç olarak Abzahlar Şapsığların safına itilmiş, sürülmelerinin yolu açılmış oldu (1861).
Haziran 1861’de Abzah, Şapsığ ve Vıbıh yöreleri tek bir yönetim altında birleştiler. Soçi’de Parlamento kuruldu (Bkz. “Çerkes Ulusal Meclisi”- Vikipedi). Parlamento direnişi sürdürme ve öncelikle onurlu bir barışın yollarını arama görevini üstlendi. Bu arada modern bir demokratik devlet için gerekli alt yapılar da oluşturulmaya başlandı: İdari örgütlenme, vergi sistemi, zorunlu askerlik ve yargı sistemi kuruldu. 5,000 kişilik bir süvari ordusu oluşturuldu. Ancak bu 5 bin kişilik ilkel donanımlı ve modern eğitimden yoksun Adıge Ordusu’nun karşısında 400 bin mevcutlu ve modern donanımlı bir Rus Ordusu bulunuyordu (Ünlü yazar Meşbaş İshak’ın Soçi Adıge Meclisi ve Son Savaş üzerine tarihi bir roman yazmakta olduğu söyleniyor. Tanrı, uzun soluklu romanlar üreten Meşbaş İshak’a çok uzun bir ömür bağışlasın).
Eylül 1861’de Çar II. Aleksandr Kafkasya’ya geldi ve Çerkeslerle görüştü. Ancak görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmadı. Zalim Çar, sürgün alanını ve kapsamını genişletti, kıyı bölgesi dışında, içteki dağlarda yaşayan tüm nüfus ile Abzahları da sürgün kapsamına aldı (Daha geniş bilgi için Bkz. Yemıj Ruslan, “Soçi Meclisi ve Rus Çar’ı II. Aleksandr ile Buluşma”, Cherkessia. net, tarih bölümü).
Daha sonra, sürgün kapsamına Rus yurttaşı Kubanlı uysal Nogay ve Abazin toplulukları da alınacaktı. Nitekim 30 bin Nogay ve 30 bin Abazin’in Türkiye’ye göç ettirildiği Rus belgelerinde yazılıdır. Dağlardan indirilen Abazinlerin küçük bir bölümü şimdiki Karaçay- Çerkes Cumhuriyeti topraklarına sürülerek yerleştirilmiş, çoğunluğu ise Türkiye’ye gönderilmiştir.
Kurtuluş Savaşı
Adıgeler köy köy, karış karış anayurt topraklarını savunmaya başladılar ve ölçüsüz bir güce karşı, özgürlük uğruna kahramanca çarpıştılar. Bütün bir dünya tarihinde böylesine bir halk direnişi örneği görülmüş müdürr?.. Rus, Adıge toplumu içinden işbirlikçi/ taraftar bir kesim yaratamıyordu. Bu durum, yüksek bir ahlakın, düzgün insan modellerinin ve sorumluluk duygususunun köylü Adıge insanında egemen olduğunu kanıtlamaktaydı.
Buna karşılık boyun eğmiş topluluklar, kendi beyleri tarafından yönetilen ve feodal bağlılıkları tam çözülmemiş olan topluluklardı.
Demokratik yapı o gibi yerlerde yeterince kurulamamıştı.
Kafkasya’nın diğer/ Çerkesya dışındaki yerlerinde Ruslar yandaş kitleler bulabilmişlerdir, örneğin kitleler Şamil’in peşinden ayrılıp kolaylıkla Rus safına geçebilmişlerdi, yani utanma ve sıkılma durumu yaşanmamıştı, ama Ruslar Adıgeler arasından böylesine taraftarlar, güruhlar bulamamışlardır. Adıgelik duygusu/ ruhu buna izin vermiyordu. Çünkü Adıge direnişi dayatmaya değil, gönüllü katılım esasına dayanıyordu. Bir Adıge atasözü ‘Pser ti ner şefı” (Canını ver, ama onurunu verme) diyordu. Ruslar sadece hain bireyler (tekil kişiler) bulabilmişlerdir. Bu da direnişi bölmeye ve zaafa uğratmaya yetmemiş, aksine nefreti artırmıştır. Adıgeler tarihsel anlamda temiz bir toplumun örneği olmuşlardır.
Adıgeler toplu halde ve bir hiyerarşiye göre hareket eder ve asla iki yüzlülüğe tenezzül etmezlerdi. Adıge karakteri böyle şeyleri kaldırmazdı. Tenezzül eden ölmüşten beter olurdu (Bkz. M. Lermontov, “Harp Kaçağı: Harun”, Cherkessia.net, tarih bölümü). Bu bir Adıge ve üstün insan karakteriydi.
Son savaş, şiddetlenerek Mayıs 1862’de başlamıştır: Rus askerleri kılavuzlar eşliğinde, gece yürüyüşleri yaparak hedeflenmiş yerleri, köyleri basıyor, sivil insanları katlediyor, her türlü kötülüğü ve yağmayı yapıyorlardı. Her nedense öldürülmeyenler askeri kamplarda toplanıyor, ardından Karadeniz kıyılarına götürülerek Türkiye’ye gönderiliyorlardı.
Ele geçirilen yerler hemen kolonize ediliyor, o gibi yerlerde Kazak stanitsaları (müstahkem köyler) kuruluyor, silâhlı Rus/ Kazak nüfus getirilip o gibi yerlere yerleştiriliyor, yeni yerleşikler koruma altına alınıyor, böylece ormanlara sığınmış olan sivil Çerkeslerin köylerine geri dönmeleri önleniyordu.
Daha önce verimli topraklar elden çıkmış, Adıge ekonomisi Ruslarca yok edilmişti.
Savaşın son yılında (1863’te) strateji değişmişti: Şapsığların henüz ayrılmamış olmaları nedeniyle, Adıge evlerinin ve köylerin Rus yerleşimcilere tahsis edilmeleri olanaksızdı. Anlaşma gereği Şapsığlara 5 ay köylerinde kalma izni tanınmıştı. Bu da kolonizasyonu kesintiye uğratmış, sonuç olarak Karadeniz kıyısı bir askeri bölge (yasak bölge) olarak ilân edilmişti. Şapsığlar ve Vıbıhlar sürüldükten, kasaba ve köyler ateşe verilip yakıldıktan sonra, 1867 sonrasında yasak bölge uygulamasına son verilmiştir.
Mayıs 1862’de başlayan son savaş bir yıldan fazla sürdü. Ağustos 1863’te Abzahlar boyun eğerek savaştan çekildiler. Abzahların önemli bir bölümü yakındaki Laba Irmağı solundaki düzlüklere yerleşmeye başladı, bir bölüm Abzah da Türkiye’ye göç etti. Tabii bunların çoğu açlık, soğuk, hastalık ve benzeri nedenlerle yok oldu. Şapsığlar iki üç ay kadar daha direndiler, Kasım ayı başında Ruslarla anlaşma yaptılar. Anlaşmaya göre, kış koşulları ve Karadeniz’in ulaşıma elverişli olmaması nedeniyle, sürgün ertelendi, anlaşma gereği Şapsığlar 6 Mart 1864 günü akşamına (yeni takvime göre 18 Mart günü akşamına) değin köylerinde kalabileceklerdi. Rus askeri harekâtı da durduruldu. Ruslar ana engeli ortadan kaldırmış oldular.
Vıbıhların durumu
Şapsığların savaştan çekilmesiyle sonun başlangıcı görünmüştü. Geride Vıbıh yöresi kalmıştı. Küçücük Vıbıh’tan ciddi bir direniş beklenemezdi. Ruslar, 1856 Paris Antlaşması gereği denizden çıkartma yapamadıkları, ayrıca Vıbıh yöresi Şapsığ yöresinin ardında kaldığı için, Ruslar henüz Vıbıh yöresine ayak basmamışlardı. Vıbıhlar bu durumun ‘rahatlığı’ içindeydiler, önlerinde 5 – 6 aylık bir bekleme süresi, fiili bir durum vardı. Ruslar kış koşulları ve Şapsığlarla varılan anlaşma gereği askeri harekâtı, karların eriyeceği döneme, 1864 ilkbaharına ertelemişlerdi.
O sıralar Vıbıh ve Ciget yöresinde değişik söylentiler yayılıyordu. Vıbıhlar, Trabzon ‘Lazları’ ya da İtalyanlar gibi konuşkan olan ve laf üretmeyi seven insanlardı. Söylentiler çoktu. Örneğin, Kırım Savaşı’nda olduğu gibi bir Avrupa- Rusya Savaşı’nın ‘patlak vereceği’ söyleniyordu. Vıbıhlar Godot’yu (bir kurtarıcıyı) bekler bir havadaydılar.
1864 ilkbaharı geldiğinde Vıbıh beklentileri tümden boş çıktı, Mart ayı sonlarında (yeni takvime göre Nisan ayı başlarında) Rus birlikleri bir heyülâ gibi Vıbıh sınırına dayandılar, Vıbıhlar çaresiz boyun eğdiler. Mayıs ayında gün boyu sarp yamaçlardan kocaman kayalar yuvarlayarak direnen Aibga köylüleri, Rus birliklerinin Aibga köyü düzlüğüne ulaşmaları üzerine ormana sığındılar, ertesi gün elçiler göndererk boyun eğdiklerini bildirdiler ve Türkiye’ye göç etmek üzere kıyıya inmeye başladılar (12 Mayıs 1864).
Geride dağlarda direnen küçücük, ama yürekli Hak’uç topluluğu ile perakende direnişçiler kalmıştı (Bkz. “Tamara V. Polovinkina, “Çerkesya Gönül Yaram”; “Hak’uç” – Vikipedi; Nıbe Zayır, “Bir Köyün Tarihi”, Cherkessia. net, tarih bölümü).
1862- 1864 yılları ve sonrasında, Rus belgelerine göre 540 bin kadar sivil Çerkes, Rus askerleri tarafından öldürülmüş ya da ölmüştür, bir o kadarı da deniz yoluyla Türkiye’ye sürülmüştür.
Gerçek sayı çok daha fazla olmalıdır (-Dr. Walter Richmond’a göre 625.000).
Ruslar bu vahşeti hem kendi kamuoylarından, hem de dünya kamuoyundan hâlâ saklamaya çalışıyorlar.
Sürgün ve Soçi Kış Olimpiyatları
1859- 1860’da Türkiye ile Rusya arasında bir ‘Çerkes göçü’ anlaşması yapılmıştı. Anlaşma gereği, Osmanlı, kapılarını ardına değin Adıge/Çerkeslere açtı. Oysa Türkiye, Çerkes olmayan toplulukları kabul etmede daha nazlı davranıyordu.
Bu nedenle Osmanlı Türkiyesi de, dolaylı olarak olup bitenden sorumludur, Rus ile işbirliği yapmıştır. Göçü, sürgünü teşvik etmiş, desteklemiştir, teşvik etmeseydi Adıge/Çerkes ulusu bu denli bir yıkıma uğramazdı. Belki de Karadeniz kıyılarından iç düzlüklere ya da Don Irmağı boylarına ya da Ukrayna’ya sürülmeleri gibi bir olay yaşanır, ancak Türk eritme kazanı (asimilasyonu) gibi bir felâketle karşılaşılmazdı.
Rus hükümetine gelince, zamanaşımı olmayan bir insanlık suçunu, yani soykırım ve toplu sürgün suçlarını birlikte işlemiştir. Bu, kesindir.
Bu gerçeği kimse değiştiremez ve örtbas edemez…
Çerkesler ve destekçileri zayıf kaldıkları için Rusya işlemiş olduğu bu insanlık suçlarını yadsıyabiliyor, yok farzettirmeye çalışıyor, özür dilemiyor (Katin Ormanı’nda 20 bin Polonyalı esir subayı enselerinden vurarak katlettiklerinde de, olayı gizlemeye ya da Nazilere yüklemeye çalışmış, belgeler ortaya konulunca da özür dilemek zorunda kalmışlardı), Adıge anayurdunu gerçek sahiplerine/ Çerkeslere kapalı (yasaklı) tutuyor ve tarihi gerçekleri gizlemeye devam ediyor. Örneğin Soçi Olimpiyatları ve Soçi yöresi yerlilerinden olan Adıge Şapsığlar konularında dürüst değiller. Olimpiyat meşalesini o yerin gerçek sahipleri/ yerlileri olan Adıge/ Çerkeslere ( Şapsığlara) taşıtacak yerde istilâcı ve Çerkes katliamcısı Kazaklara taşıtmak istiyorlar.
Ancak uluslar arası bir örgüt olan UNPO ile Gürcistan, Çerkes Soykırımı ve sürgününü tanıyarak, Rus oyununu bozmuş bulunuyor.
Rusya da, ergeç insanlığa karşı işlediği suçları, Çerkes Soykırımı ve Toplu Sürgünü’nü kabul edecek ve kendi tarihi ile yüzleşecektir. 21. yüzyılda Rusya, hâlâ, geçmişin emperyal politikalarını sürdürme peşinde. Gelecek Rusya’yı suçlarını kabule zorlayacaktır.
Atkuac’da (1эткуадж) Soykırım ve Sürgün kutlaması
21 Mayıs 1864’te 4 Rus müfrezesi, Çar’ın kardeşi, Kafkasya Genel Valisi ve Kafkasya’daki Rus orduları Başkomutanı Veliahd Prens Mihail Nikolayeviç’in komutasında Atkuac köyünün Kbaada Çayırı’nda (şimdi- Krasnaya Polyana) toplandı. Toplantıda bir konuşma, bir dini ayin ve askeri geçit töreni yapıldı. Papazlar kutsal haçı dolaştırdılar, kutsanmış su serperek askerleri kutsadılar! Madalya ve nişanlar dağıtıldı (Bkz. “Krasnaya Polyana”- Vikipedi).
Ruslar 21 Mayıs’ta Atkuac köyü çayırında, Kbaada’da dini tören ve askeri geçit resmi yapma gereğini niçin duymuş olabilirler? Şapsığ aydını Nıbe Anzor’un yazdığına göre, Çerkes Meclisi’nin (Adıge Zefes) son toplantısı Mayıs 1864’te Kbaada’da yapılmıştı, Ruslar buna bir yanıt vermek istemiş olmalılar (Daha çok bilgi için Bkz. Nıbe Anzor, “Çerkes Meclisi’nin 150’nci Kuruluş Yılı…”, Cherkessia. net; ayrıca “Jıneps” gazetesi, Ek-1, 2006).
Çerkeslerin topraklarından sürülmeleri için generallere yetki veren 10 Mayıs 1862 tarihli Rus hükümet kararnamesi, Aralık 1864’te uygulamadan kaldırıldı, 1867’de de iptal edildi, ardından, daha yukarıda belirtildiği gibi, yasak askeri bölge durumundaki eski Adıge topraklarındaki (kıyı bölgesindeki) yerleşme yasağı kaldırıldı ve Karadeniz kıyıları sivil yerleşime açıldı.
Bunun üzerine kıyı kesiminden sürülerek doğudaki Kuban düzlüklerine yerleştirilmiş olan Adıgelerden bazıları, 1867 yılı sonrasında Karadeniz kıyısına geri döndüler ve kıyıdan biraz içeride küçük küçük dağ köyleri kurdular. Deniz kıyılarına yerleşme izni alamayan bu Çerkeslerin (Şapsığların) sayısı 1897 sayımına göre, 1,9 bine ulaşmıştı. Sonuç olarak bugünkü Karadeniz kıyısı Şapsığ toplumu oluşmuş oldu. Dağlarda direnen Hak’uç kalıntıları da, görüşmeler ve özel aflar yoluyla düze inerek bu nüfusa katılmışlardı (Bkz. Tamara V. Polovinkina, “Çerkesya Gönül Yaram”; Ali Kasumov-Hasan Kasumov, “Çerkes Soykırımı”, Ankara,1995; Sürgün sonrasında bir direniş örneği, 1870’lerde Karadeniz yöresinde bir Adıge/ Şapsığ köyünün yeniden doğuşu öyküsü için Bkz. Nıbe Zayır, “Bir Köyün Tarihi”; ayrıca, Nıbe Anzor, “İlginç ve Sevindirici Bir Gelişme”; Cherkessia. net, tarih bölümü).
Şimdiki durum
Şimdilerde Ruslar, Adıgey Adıgelerini ve Kıyıboyu Şapsığları, mümkün olduğunca etkisizleştirmenin hâlâ peşindeler. Her iki topluluğun da sayısı çok az (130 bin bile değil).
Yine de Rus aman vermiyor. Kabardey- Balkar da batık, yoksul. Üstüne üstlük şeriatçı akımlar da güç kazanıyor… Teröre bulaşmadıkları sürece dindarlaşma, anayurt Adıgelerinin artı hanesine yazılabilir. Kabardey- Balkar ve Karaçay- Çerkes’te 600 bine yakın bir Adıge nüfusu var ama Kabardeyler büyük bir pasifizmin içindeler, perişanlar. Yazık!
Bir hemşehrim Kıyıboyu Şapsığ yöresi (Soçi ve Tuapse) Şapsığlarının bazılarının gelişen turizm ve turizm yatırımları sayesinde zenginleşmekte olduğunu, ancak genç nüfusun ana dilini yitirmekte olduğunu söyledi. Kentler ile üç köy (Şeh’ek’eyışho, Haceko ve Aguy- Şapsığ) dışındaki 21 Şapsığ yerleşiminde Adıgece eğitim tamamen kaldırılmış durumda. Bu köylerdeki Şapsığlar şimdilerde Allah’a emanet diyelim. Kabardey ve Adıgey kentlerinde de Ruslaşmanın yaygınlaşmış olduğu söyleniyor.
Çocuk Çerkesçe bilse bile sokağa çıktığında Rusça konuşuyor, Rusça her tarafta bastırıyor. Rusça destekleniyor ve korunuyor. Çerkesçe, Rusça dışındaki diğer Rusya dilleri gibi savunmasız.
En iyi durumda olanlar, söylendiğine göre, Karaçay- Çerkes yöresi ve Krasnodar Kray’ın Uspensk rayonu Adıgeleri imiş. Ancak Rus polisi oradaki köyleri de terör bahanesiyle basmaya başlamış…
Tabii bütün bunlar ulaşabildiğimiz son bilgiler. Görüş açıları farklı ve çeşitli. Dezenformasyon da
çok…
Durumu bildirmesi bizden, kafa yorması da sizlerden olsun diyorum.
Bu yazı 21 Mayıs’ın 2012 yılı anması için hazırlanmış, 30 Nisan 2026’da güncellenmiştir.