
Yeryüzü büyük bir değişim süreci içinde. AB ve ABD Ukrayna aracılığıyla Rusya’ya ayar verme, yıpratma ve ardından yanına alma ve Çin’e karşı bir blok kurma çabası içinde.
Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak etti, bunun bir ABD tuzağı olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in gücü kırıldı. İran yıprandı, ama petrol ve diğer madenlerini şimdilik elinde tutmayı başardı. Rusya, İran ve Çin dışında petrol ve değerli madenler Amerikan kontrolü altında.
İsrail’in yenilmezliği efsanesi çöktü; Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de duraklatıldı. Hedeflerine ulaşamadı. Demek ki, sınırsız güç diye bir şey yok. O güç 1860’larda Adıgelere (Çerkeslere) ve yerli halklara, Kızılderili ve daha sonraları Afrika’da Hotantolara soykırım uygulanırken vardı…
Körfez ülkeleri ve İsrail üzerindeki ABD koruma kalkanı (demir kubbe) İran füze ve dronları ile delindi. Bu da aslında bir Çin zaferi sayılmalı.
ABD’nin üstünlüğü sürüyor, ama eski klasında değil.
Çin sessiz, ama İran’ı dronları ve istihbaratı ile destekliyor. Rusya da İran’a istihbarat sağlıyor. Çin Afrika kıtasında yayılma peşinde.
Kampanyaya Türkiye de katıldı. Somali’de üsleri var, petrol ve doğal gaz arıyor. Somali ile Türkiye arasında tarihten gelen bir kardeşlik bağı da var. Bundan yararlanılıyor.
Dış ülkelere ilişkin özet değerlendirmeleri burada keselim.
Rusya’daki ve Kafkasya’daki gelişmeleri, özellikle hakları çiğnenmiş ve unutturulmuş Şapsığları Putin’in anımsamış olmasını bir başka yazıya bırakalım.
Türkiye’de ekonomik ve politik sorunlar
Türkiye, Başbakan Bülent Ecevit’in son döneminde, 2002 yılı öncesinde bir kalkınma ve gelişme süreci içine girmişti. Ecevit dürüst bir kişiydi ve hataları vardı. İstanbul ve Ankara belediye seçimlerinde bölücü rol oynamış, Erdoğan’nın yolunu açmış, daha önce 1978’de AB’ye katılma fırsatını kaçırmıştı.
AB üyeliği 12 eylül 1980 Amerikancı askeri faşist darbesini önleyebilirdi. Bu da Ecevit’in pek de ileri görüşlü biri olmadığını belli ediyor.
En sonunda yaşlanmış ve hasta olması nedeniyle Ecevit süreci idare etmekte zorluk çekmeye başlamıştı; Ecevit, Devlet Bahçeli’nin önerisi üzerine kendi seçtirdiği, gerici, sağcı ve Türkçü eski bir yargıç olan Cumhurbaşkanı ile çatıştı, ondan zılgıt yedi ve MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin de çengeline takıldı.
Kurmayları batan gemiden kaçan fareler örneği Ecevit’in yanından firar ettiler. Hasta Ecevit’i yüzüstü bıraktılar. Bu da Türk siyasetçilerin, çoğunlukla sıradan kişilerden oluştuğunu ve onlara bel bağlamamak gerektiğini gösteriyordu.
İktidar ve Ecevit’in tüm birikimi, usta bir oyun kurucu olan Tayyip Erdoğan’a kaldı. Erdoğan, bu birikimle ilk on yılı iyi idare etti, Ecevit’in bıraktığı birikim Erdoğan’a yaradı.
İMF denetiminin kalkmasıyla Erdoğan’ın eli rahatladı: Mali disiplin, İMF denetimi sona erdi.
Büyük ihaleler başladı, yolsuzluklardan söz edilir oldu. Daha önce belediye görevlileri sıkı denetleniyor, rüşvet önleniyor ve kontrol altında tutuluyordu.
İktidar yavaş bir seyir içinde Atatürkçü ve modern anlayışları da terk etmeye başladı, Atatürk’ün devrim yasalarını körelterek tarikatları serbest bıraktı, tarikatlara sivil toplum örgütleridir dedi, dini eğitime ağırlık verdi, alan açtı.
Bu bir kalkınma yöntemi olabilir miydi? Bunun ülkeye bir hayrı olabilir miydi? Erdoğan’ın böylesine tutku ve saplantıları vardı.
Her şehre, her ile bir üniversite sloganıyla iktidar ülkeyi diplomalı genç işsizler ülkesine dönüştürdü.
İlk on yılın başarılarının bir sonucu olarak, Erdoğan, toplumdan neredeyse Atatürk yetkileri almayı başardı.
Sokaklar özel araçlardan geçilmez oldu, esnaf ve bürokrat para yüzü gördü.
Erdoğan’ın Atatürk’ten sonraki tek adam olduğu söylenir oldu. Bunda Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun pısırıklığının katkıları da var.
Erdoğan, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi uysal muhaliflerini kullanıyor, parmağında oynatıyor ve etkili bir muhalefete izin vermiyordu.
Bunu görerek, yazılarımda beceriksiz Kılıçdaroğlu’nun ilk seçimden başlayarak gitmesinin iyi olacağını yazmışımdır.
Kılıçdaroğlu bürokrat kökenli ve ürkek biri, hata üstüne hata yapıyor, pot üstüne pot kırıyordu. Böyle biri lider olabilir miydi? Lider ürkek değil, yürekli olmalı.
Örneğin, Kılıçdaroğlu, Bahçeli’nin oyununa gelip sağcı ve silik bir kişilik olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını destekledi ve kaybetti, ardından TBMM Başkanlığı seçiminde kazanabilecek aynı kişiyi değil de, kazanma şansı olmayan, aksine disipline sevk edilmeyi hak etmiş olan sağcı Deniz Baykal’ı aday gösterdi ve kaybetti, Erdoğan’ın önünü kesme fırsatını kaçırdı.
Aynı Kılıçdaroğlu 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adaylığında ısrar etti ve kaybettirdi, üstüne üstlük 39 aykırı adayı, tabela partileri adaylarını CHP listelerinden seçtirdi. Bunların birçokları şimdiden AKP’ye kaçmış, aslına dönüş yapmış durumda.
Kılıçdaroğlu faktörü
2023 yenilgisi üzerine beceriksiz, bencil ve oportünist Kılıçdaroğlu parti başkanlığını yitirdi, ama Kılıçdaroğlu, Baykal gibi hırslı biri. Şimdi politikleşmiş yargı ve AKP desteğiyle CHP’yi, kayyum başkan olarak yeniden ele geçirdi. Ama bir geleceği olabilir mi?..
Kılıçdaroğlu, Bahçeli gibi Erdoğan’ın kendisini kurtaracağını umuyor olmalı. Bahçeli, Meral Akşener ve muhalifleri karşısında bitme noktasına gelmişti. Erdoğan, Bahçeli ve MHP’yi kurtardı ve sadık bir destekçisi yaptı. On yıldan beri de, onların yardımıyla iktidarını sızıltısız sürdürüyor.
Kılıçdaroğlu da Devlet Bahçeli benzeri Erdoğan’dan medet umuyor olmalı.
Ancak, eski bir Yunan filozofu aynı suda iki kez yıkanılmaz diyor. Bahçeli örneği Kılıçdaroğlu için geçerli olabilir mi?..
Erdoğan karşılıksız bir şey vermez. Kılıçdaroğlu Erdoğan’a ne verebilir ki? Bahçeli Erdoğan’a iktidar yolunu açtı ve Erdoğan’ı iktidarda tutuyor.
Erdoğan, CHP’yi (Yeni Parti’yi) bölme ve AKP’nin gerisine düşürme dışında Kılıçdaroğlu’ndan ne bekleyebilir?
Erdoğan becerikli, ama dediğimiz gibi saplantılı ve pragmatist biri. İmam-Hatip mezunu, cami imamlığı, bayilik ve belediye başkanlığı yapmış biri. Güçlü bir polis ve yargı gücü kurmayı başardı. Yeterli olabilir mi? O bir Atatürk olabilir mi?
Atatürk çağın bir dâhisi, yüzyıl öncesinden dini, İslam’ı ve gelişimi Türklüğün yararına iyi okumuş ve dinden safraları atmış biri. Yoksa onca sorunun altından kalkabilir miydi?..
Erdoğan Atatürk’le kıyaslanabilir mi?
Erdoğan süreci zorluyor, tekeri geriye döndürmek istiyor.
Diyelim, 100 üniversite açtı, İmam-Hatipli öğrenci sayısını 60 binden, bir ara 2 milyona çıkardı. Yeter mi? İş veremedikten, üretici kişi konumuna getiremedikten sonra sayı neye yarar ki?
İş bulan İmam-Hatip mezunu kıdemli imam 80 bin TL maaş alabiliyor, şanslı sayılır.
Ama bu talihli imamlar mevcudun yüzde kaçı, 100 bin cami kadrosu var, ya diğerleri, milyonlarca İmam-Hatipli ve üniversite mezunu ne olacak?
Ama kaygılanmaya gerek yok: Rahmetli küçük amcam köy imamıydı, işsizler için, “Allah onlara rızkını verir” der, tasalanmaz ve vicdani bir sorumluluk da duymazdı. İşi Allah’a havale ederdi.
Korkunç bir şeydir bu.
Maalesef gerçekler öyle değil: İşsizler kendilerini kimsesiz ve terk edilmiş görüyorlar. Bu bir sorun. Milyonlarca diplomalı işsiz gencin bulunduğunu söylemiştik.
Yüksek okul enflasyonu, gereksiz okul açmak işsizliğe çözüm olmuyor. Çözüm teknolojiye yatırım yapmak ve üretimle olur.
Özgür Özel faktörü
Özgür Özel genç biri. 2024 yerel seçiminde % 37 üzeri oy aldı ve partisini birinci parti yaptı. Ama o da Baykal ve Kılıçdaroğlu gibi ilkin Erdoğan’ın oltasına takıldı, oyununa geldi, yumuşama süreci diyerek, yendiği Erdoğan’ın ayağına koştu, AKP merkezine gitti. Ona can suyu verdi.
Türkiye’yi İngiltere mi sanmıştı, ne?
Centilmenlik mi beklemişti?
Ancak kısa sürede ayıldı. Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’ndan farklı, sinsi değil, samimi biri…
Erdoğan çetin bir cevizle karşılaştığını nihayet anlamış olmalı.
Erdoğan, “Silkeleyin” dedi, milyonluk İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı tutuklandı, ardından 16 milyonluk İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu tutuklandı.
Yargı “bağımsızlığı” deniyor, ama ne ölçüde?.. Esas olan hak, hukuk ve adalet… Ne ölçüde varlar?
İmamoğlu’nu birçok belediye başkanı ve belediye çalışanının tutuklanması, bazılarının da AKP’ye kaçması izledi. Aydın ve Afyon’un Bayan Belediye başkanları gibi. Bunlar artık AKP’nin başkanları.
Ama halkın Özgür Özel’den soğuması ve kullanışlı Kılıçdaroğlu’na yönelmesi sağlanamadı.
2023’te Kurultay’da Kılıçdaroğlu Özgür Özel karşısında yarıya yakın bir delege oyu almıştı. Erdoğan bunun bir karşılığının olduğunu sanıyor olmalıydı.
Beklenti boşa çıktı. CHP ortadan ikiye yarılmadı. Küçük parça Erdoğan’a kaldı…
Bu arada müzmin Kürt açılımı da bir türlü sonlanmıyor. DEM parti ve Meclis Başkanı, işler rayında diyor. Ama Selahattin Demirtaş, AİHM ve AYM kararlarına rağmen, 10 yıldan beri hücrede, Abdullah Öcalan’ın ise 40 gündür kimseyle görüştürülmediği söyleniyor.
Bu ne biçim bir açılımmış böyle?..
Seçimlere 2 yıldan az bir süre kaldı. Takvim gün gün işliyor. AKP artık topal ördek. Ancak AKP seçimi iptal ettirebilir mi endişeleri ortalıkta dolaşıyor…
Sonucu bekleyip göreceğiz. Bizden hayırlısı diyelim.