MEFENEF

Kadına Şiddet Hakkında Ünlü Mevlithan Guser Fahrettin Abatay’dan Bir Anlatı

Kadına Şiddet Hakkında Ünlü Mevlithan Guser Fahrettin Abatay'dan Bir Anlatı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü Nedeniyle Bir Çerkes Kadını Hakkında Ünlü Mevlithan Guser Fahrettin Abatay’dan Bir Anlatı

Doğduğum yer Balıkesir Susurluk ilçesinde Demirkapı. Demirkapı, bir zamanlar 2000 üzeri nüfuslu büyük bir köydü. Şimdilerde nüfusu 500 dolayında.

Köyümüz nüfusu 1878 yılı Berlin Antlaşması gereği Balkanlar’dan sürülen Şapsığlar ile 1880’lerde ve sonrasında. Kafkasya’dan göç ederek gelen Abzahlardan oluşuyor.

Küçük bir Bulgar göçmeni nüfus da var. Şapsığ ve Abzah nüfusu eşit. Her iki lehçe de kendi kesimlerinde konuşulur.

Abzah ile Şapsığ arasında bazı geleneksel farklılıklar vardır. Şapsığlar, genellikle daha saf, eski düzenlerine daha bağlı kalmış, hile hurda bilmeyen, işi ve gücüyle uğraşan insanlar idiler.

Abzahlar ise, daha sosyal, daha uyanık, daha ketum ve dışa daha açık olan kişiler idiler.

Babam Şapsığ, annem Abzah idi, eşim de Abzah’tır. Bu bakımdan her iki kesimi de yakından tanıma fırsatım oldu. Hayli anım var.

Bunlar arasında Şapsığ ve Abzah kadınlara ilişkin anılarımı da sayabilirim. Biri annem ve daha bebekken ölen küçük kız kardeşim, diğeri de bir Şapsığ kadını ile ilgili.

 

Şimdi ikincisini anlatayım:

Bir ara köyümüze bir askeri birlik yerleştirilmişti. Kıtlık vardı. Kadınlar askerlerin çamaşırlarını yıkar, çorap örer ve benzeri hizmetler yapar, karşılığında tayın ekmeği alırlardı.

Daha sonra asker de kıtlık içine düştü. Asker kapıya gelir, “Abla, bir dilim ekmek” der, biz de verirdik. O gibi günleri de yaşadık.

Köyümüzden birkaç Abzah kızı ile bir Şapsığ kızının Çerkes olmayan askerlerle evlenip gittiklerini biliyorum.

Örneğin, Şapsığ kızı çok güzeldi, ere değil, bir yedek subaya varmıştı. Kızları tanıyorum, adlarını söylemem uygun olmaz. Köydeki yaşlı kesim bunları biliyor.

***

Şapsığ kız birkaç yıl sonra kucağında bir oğlan çocuğuyla köye, annesinin evine döndü, babası ölmüştü. Şapsığlar arasında boşanma denen şey duyulmadık şeydi, nadiren olur ve çok ayıp karşılanırdı.

Şapsığ geleneklerinde ve aile yapısında karşılıklı saygı ve sevgiye, dürüstlüğe dayanan, yerleşmiş bir evlilik anlayışı vardı. Bir kadının baba evine geri gönderilmesi ya da geri dönmesi hayra yorulmaz, onur kırıcı bir olay olarak algılanırdı.

Kadına yönelik şiddet onlar için sıradan bir şey, bir koca ‘hakkı’

Kendi geleneksel çevresi dışını bilmeyen saf Şapsığ kadını, erkeğin bir Çerkes değil, başka bir kültürün bireyi olduğunu. bildiği Çerkes gencindeki, aile ve toplumundaki centilmenlik. incelik ve saygının başkalarından aynen beklenemeyeceğini. kadına el kaldırabildiklerini ve kadına yönelik şiddet onlar için sıradan bir şey. bir koca ‘hakkı’ olduğunu bilecek durumda değildi.

Saf kadın, dış görünüşe aldanıp yabancı erkeği, Çerkes erkeği gibi sanmış, farkı algılayamamış ve yanılmış olmalıydı…

Şapsığ kızı, Kürt müydü, değil miydi, o kadarını bilmiyorum ama Doğulu olduğu söylenen birine varmıştı. Doğulular arasında kadına yönelik şiddet daha yaygınmış.

Genç kadın da sık sık kadına yönelik şiddet mağduru olmuş, sonunda dayanamaz olmuş ve bu yüzden köyüne dönmüştü. Bunu annemden duymuştum.

Kadın ve kızı, yakın komşumuzdu.

Onuru kırılan anne, kimseye duyurmadan evini ve 15-20 dönümlük tarlasını el. altından sattırıp kızı ile torununu yanına alıp gizlice köyden ayrılmış, bir daha dönmemiş,. Annem ve bir iki yakını dışında kimseyle vedalaşmamış, kimseye de gideceği yeri söylememişti.

Kendisinden yıllarca hiç haber alamadık. Sonunda çevre Çerkes köylerinden birileri kadını Manisa’da bir köşede ördüğü çorapları satarken gördüklerini söylediler.

Daha sonra öldüğünü duyduk. Kızı da ölmüş. Ancak torunu okutmayı başardılar. Çocuk şimdi Ankara’da, Danıştay’da önemli bir görevde, kendisiyle tanıdıklar aracılığıyla selamlaşıyor ve haberleşiyoruz.

Adıge/ Çerkes kadınları, geçmiş dönemlerde de böylesine onurlarına düşkün insanlardı. Her şeye karşın, ayakta kalma ve yeni bir yaşam kurma gücüne sahiptiler.

Olay 1940’lı yıllarda yaşanmıştır. Yazı güncellenmiştir.

Not: İstanbul’un ünlü mevlithanlarından Guser Fahrettin Abatay’ı 21 Kasım 2014 günü kaybettik. Kendisinden birçok anı ve bilgi derleme şansım oldu.

Ayrıca Adıgece Mevlid’e yeni bir makam da uygulamış ve okumuştur. Çok değerli ve kalp kırmayan bir ağabeyimizdi. Allah mekanını Cennet eylesin.

GUSER FAHRETTİN ABATAY – ADIGECE MEVLID

“Adıgabze mevlıd” diye bilinen mevlîd, (Şapsığca – Adıgabze Meulıd/ Адыгабзэ мэулыд) Süleyman Çelebi’nin 15’inci yüzyıla ait mevlîdi “Vesîlet-ün Necât”ın Çerkesçe’nin Şapsığ ağzına çeviri ve uyarlamasıdır. Düzceli Abdurrahman Efendi, Zekeriya Efendi ve Yusuf Efendi tarafından 1906 yılında Adıgece’ye çevrilmiş ve İstanbul’da yayımlanmıştır. Çerkesler arasında yaygın bir yazı dili olan Şapsığca biçimiyle yazılmış ve makam verilmiştir. Anadili olarak Abzah ağzı konuşan Fahrettin Abi, mevlidi elinden geldiğince Şapsığ ağzına uyarlamaya çalışmıştır.

Exit mobile version