21 Mayıs 2026
1768-1774 savaşında Osmanlı’yı yenen Rusya Orta Kuzey Kafkasya (Kabartay, Osetya) topraklarını ilhak etti.
Ancak güneşin batmadığı bir sömürge imparatorluğu kurmuş olan İngiltere, Rusya’nın genişlemesini kendi sömürge çıkarları için tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle Osmanlı’ya destek veriyordu. Osmanlı bu denge durumu sayesinde varlığını sürdürüyordu.
Rusya, İngiltere’yi rahatsız etmeyecek bir kulvarda yarışabiliyordu.
Avrupa’da Almanya ve İtalya henüz kuruluş aşamalarını tamamlamış değildiler. Sanayileşme ve burjuvazinin gelişmesi ile Fransa güçlenmiş, 1789 devrimi ile ulus devlet olmuş, ardından sömürgeciliğe evrilmiş; çok uluslu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise 1814 Viyana Kongresi ile Avrupa’daki devlet sınırlarına dokunulmazlık kazandırmak istemişti.
Osmanlı gelişimi okuyamamış ve 1814 Viyana Kongresi’ne katılmamıştı.
19’uncu yüzyıl başlarında Güney Kafkasya’yı ele geçiren Rusya, Çerkesya dışında Kafkasya’nın tamamına hakim olmuştu.
Padişah II. Mahmud, Islahat programları çerçevesinde Rumlara bazı ödünler vererek ortalığı yatıştıracak yerde sertlik yolunu seçti, bindiği dalı kendi kesmiş oldu. Ordusuz kalan Osmanlı Mısır’dan, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemek zorunda kaldı.
Osmanlı Ülkesi, papazlar dahil idam sehpalarıyla donatıldı, ama beklenen korku salınamadı. Avrupa’da Osmanlı-Türk karşıtı müthiş bir nefret oluştu. İnatçı II. Mahmud’a söz geçirilemiyordu.
1829’da II. Mahmud İngiltere aracılığıyla ateşkes istedi.
Şapsığ Bayrağı (19. yüzyıl)
1829 Edirne Antlaşması gereği Rus generaller Adıgelerden boyun eğmelerini ve Rusya yurttaşlığına geçmelerini istediler. Bir ulusal kongre toplayan Adıgeler, Osmanlıların kendi efendileri değil, manevi (dini) kardeşleri olduğunu ve Edirne Antlaşması hükümlerini tanımadıklarını Ruslara bildirdiler.
Adıgeler 1803 yılında Peçetnıko Zefes (Peçetnıko Kongresi) adlı bir genel kongrede yurt savunması konusunda birlikte hareket etme kararı almışlardı. Karar ve birlik 1848’de bozuldu: Din adamları (yefendiler) tarafından yönetilen Abzahlar, Çeçen ve Avarlar gibi, gerileme süreci içine giren ve bir umut vadetmeyen tarikatçı Şeyh Şamil’in peşine takıldılar.
Şamil ‘in naibi Muhammed Emin dönemi Abzah Bayrağı (1848-1859)
Şamil, Kabartay ve Karaçaylara da temsilciler yollamış, kendisine destek verilmesini istemişti, ama ret yanıtı almıştı.
Abzahlar Adıgey’in merkezinde büyük bir kabile idiler. Laba Irmağı solundaki feodal kabileler (Hatukay, Besleney, K’emguy, Mehoş, Mamhığ, Yecerukay, vb) ile güneydeki Abazinler Abzahların etkisindeydi. Abzahlar bu kabileleri kıyıdaki Adıgelerden ayırıyorlardı.
Abzahlar boylarına göre mücadeleye büyük bir zarar vermişlerdi.
Adıgeler ikiye bölünmüş ve iyice güçten düşmüş oldular. Rus komutanlığı durumu iyi değerlendiriyordu.
1853-1856 Kırım Savaşı
“Tarihte Kafkasya” kitabının yazarı Merhum General İsmail Berkok, Kırım Savaşı fırsatından yararlanarak Çerkeslerin durumlarını niçin iyileştirmediklerini ve fırsatları kaçırdıklarını soruyor ve kınıyor (s. 507). Oysa, koca Osmanlı İmparatorluğu’nun başaramadığı bir başarıyı, silahsız, parasız ve dış yardımsız, tek topu bile olmayan ve parçalara bölünmüş olan bir avuç Çerkes nasıl başarabilirdi?..
Kırım Savaşı sırasında Türk paşası, askeri vali Zaneko Seferbıy (Sefer Paşa) Anapa’da Osmanlı’yı, Şamil’in naibi Muhammed Emin müridizmi (şeriatı), Tuapse’deki Şapsığlar bağımsızlığı savunuyor; Vubıhlarsa Saray’dan vali olarak atanıp Vubıh’a gönderilen ve eski bir Vubıh kölesi olan Osmanlı paşasını alaya alıyor ve gerisin geri postalıyorlardı.
Adıgelere destek veren bir dış güç yoktu. Kullanmak dışında kimse Adıgelerle ilgilenmiyordu.
Oysa dış dostları olmayan bir hareket başarıya ulaşabilir miydi?..
Dış dostları olmayan bir kurtuluş savaşı baştan kaybedilmiş sayılır.
Osmanlı hariç, Müttefikler 1814 Viyana Kongresi kararları ile bağlıydılar. Aksine davranacak ve Çerkeslere yardım edecek olurlarsa, Alman ve Avusturya’nın Rusya yanlısı müdahaleleri gelebilirdi.
Uluslararası hukuka göre Çerkesya bir Rus toprağıydı ve Müttefiklerin sınır ihlallerinden kaçınmaları gerekiyordu. Osmanlı Devleti’nin ise böyle bir bağımlılığı yoktu, bu nedenle Kafkasya sorunu Osmanlı’nın takdirine (inisiyatifine) bırakıldı. Osmanlı, savaşı kazanacak olursa, Kafkasya’yı ilhak edebilecekti.
Osmanlı Kafkasya’ya hemen askeri valiler atadı. Zavallı Osmanlı, hâlâ yayılma ve yeniden ‘büyüme’ hayali peşindeydi.
Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Çerkeslerin harekete geçmeyeceklerinden emin olan Rusya, Çerkes sınırında beklemede olan deneyimli askerlerinin bir kısmını çekti ve Osmanlıları Kafkasya’dan kovdu ve stratejik Türk kalesi Kars’ı ele geçirdi.
Çar I. Nikolay öldü, yeni Çar II. Aleksandr ateşkes istedi.
1856 Paris Barış Antlaşması
Paris Barış Antlaşmasına göre, Karadeniz silahsızlandırıldı ve Rus deniz üsleri yok edildi, Karadeniz’de hiçbir ülkenin askeri ve deniz gücü, savaş gemisi olmayacaktı.
Savaş öncesi sınırlara dönüldü.
Çerkesya önlerinde büyük bir Rus askeri gücü, birikimi kaldı. Bu da büyük bir tehlike oluşturuyordu.
Savaşta Adıgeler Müttefiklere destek vermemişlerdi. Ama politika bilmeyen Adıgeler bundan yararlanmasını ve taktik değiştirmeyi bilemediler.
O gibi konularda Türk lider İsmet İnönü (1884-1973) müthiş yamandı, onda bir tilki kurnazlığı vardı; Moskova’ya yürüyen Nazileri el altından destekliyor, Türkiye’ye saldırmalarını önlemeye çalışıyor, Almanlar Berlin’e kaçarken de Nazilere savaş açıyordu.
1856 yılı sonrasında Adıgeler, Zanıko Seferbıy ve Muhammed Emin‘in küçük müfrezeleri biçiminde ayrı ayrı, çekişme ve rekabet içinde “direniyor” ve Rus ilerleyişi karşısında durmadan güneye doğru çekiliyorlardı. Hiçbir umut vadetmeyen bir çırpınış söz konusuydu.
Rus genelkurmayı – generaller, 1857’de, Çerkes sorununu çözmek için Çerkeslerin bir bölümünün (Natuhay, Şapsığ, Vubıh, Cıh, vb) topraklarından çıkarılarak, kuzeydeki Don Nehri Havzasına (Donbass’a) sürülmelerini Çar’a önerdi.
Öneride, Rusya’nın gelecekteki çıkarı bunu gerektiriyor, deniyordu.
Şeyh Şamil’in ve naibi Muhammed Emin’in susması
Çeçenler ve Avarlar tarafından terk edilen Şeyh Şamil 6 Eylül 1859’da General Baryatinskiy’e teslim oldu. Bu iki halk yerinde kaldı, ama Karadeniz yöresi Çerkesleri için böyle bir şans – yerinde kalma olanağı tanınmayacaktı.
Çeçen ve Avarlardan sonra Bjeduğlar ve Laba solunda oturan feodal kabileler (Hatukay, Besleney, K’emguy, Mehoş, Mamhığ, Yecerukay, Kuban Kabartay, Abazin, vb); ve Muhammed Emin liderliğindeki kalabalık dinci Abzahlar Rusya’ya boyun eğdiler – 1859.
Rus hükümeti bu kabilelerin, diğer feodal ve dinci toplulukların bağlılıklarını ve yerlerinde kalmalarını kabul etti. Şapsığlar konusunda ise, Ruslar işbirliği yapacak ve kullanacak bir ara sınıf bulamıyorlardı, çünkü Şapsığlar sınıfsız ve eşitlikçi bir toplumdu, içlerinde ayrıcalıklı bir zümrenin oluşmasına da fırsat tanımıyorlardı.
Terek ve Dağıstan oblastları Müslümanları eskiden beri zaten Rusya yurttaşları idiler ve Rus otoriteleri ile barış içinde bir arada yaşıyorlardı; bunların çoğu (iki teokratik yöre – Çeçenya ve Avarya – dışında) Rusya’ya sadıktı ve Rus yönetimini İran despotizmine tercih ediyorlardı. Şapsığlar ise Rusya yurttaşı değildiler ve Rusça bilmiyorlardı.
1860 yılı ilkbaharında Şamil’e karşı savaşan Rus birlikleri Şapsığlarla savaşmak üzere, Çeçenya’dan Karadeniz bölgesine, Şapsığ sınırına nakledildiler. Bu arada Kuban Ordusu komutanı General Evdokimov, paralı Bjeduğ kolluk gücünün de Şapsığlara karşı yürütülen operasyona katılmasını istedi, ama Bjeduğlar bunu kabul etmediler.
Bir askeri hatla Şapsığlardan koparılmış olan Natuhay yöresi 1860 yılı başlarında Rus işgaline uğradı. Düzlük bir yer olan Natuhay yöresi Şapsığ ve Vubıh yöresi gibi, savunmaya elverişli değildi.
Çok geçmeden, 1861 yılında Rusya yurttaşı olan Abzahların, yurttaş olmayan Şapsığlarla birlikte topraklarından çıkarılacakları söylentileri dolaşıma sokuldu.
Öte yandan Türkiye’de, Anadolu’da habire köy ve arazi parselasyonları yapılıyor, köy sınırları çiziliyor ve Çerkes göçmenler için konutlar inşa ediliyordu. Gören gözler için kılavuza gerek kalmamıştı; yakında sınır ötesi bir yolculuk başlayacaktı.
Ülke Dışına Kovulma
Şapsığlarla savaş sürerken, Rus idaresindeki Kuban ve Terek oblastlarından Rus teşvikiyle Türkiye’ye Çerkes göçleri başladı.
Bu arada Kuban oblastındaki Rusya yurttaşı Adıge ve Abazinlere, dağlardaki köylerini boşaltmaları, düzlüklerde gösterilecek düzlük yerlerde büyük köyler kurmaları söylendi. Bu da bir iç sürgün (yer değiştirme) olayı idi.
Gösterilen yerleri beğenmeyenlere de mallarını paraya çevirip Türkiye’ye göç etmeleri bildiriliyordu.
Haziran 1861’de Çar II. Aleksandr Vladikavkaz’a geldi, üst düzey komutanlarla gizli bir toplantı yaptı. Toplantıda Abzahların da sürülmeleri kararı alındı.
Abzahlar bunu öğrenmiş ya da tahmin etmiş olmalılar, 25 Haziran 1861’de Şapsığ, Vubıh ve Abzah kabileleri birleştiler, topraklarını kaptırmamak ve bağımsızlık için savaşma kararı aldılar ve Soçi’de bir ulusal meclis kurdular.
Çar, Eylül 1861’de Abzah yöresinde, Mamrıkuaye mevkiinde (Mıyekope rayonu) Abzah ve Adıge temsilcilerle son bir görüşme daha yaptı ve son kararını orada açıkladı: “Abzahlar, size bir ay süre veriyorum, Kuban Irmağı solunda gösterdiğimiz yerlere yerleşin ya da Türkiye’ye göç edin…”
10 Mayıs 1862 tarihli bir hükümet kararı Maykop ile Karadeniz arasındaki sahada yaşayan Dağlıların (Adıgelerin) göç ettirilmeleri görevi Kuban Ordusu’na verildi. Karar Aralık 1864’te uygulamadan kaldırıldı, 1967 yılında da iptal edildi.
1860 yılı ile 1863 yılı sonbaharına değin süren Evdokimov’un askeri operasyonları sonucu, tarihçi Dr. Walter Richmond’un askeri arşiv belgelerine dayalı araştırmasına göre 625 bin Adıge öldü. Bunun en az iki katı Adıge de gemilere doldurularak 3-4 ay gibi kısa bir süre içinde Türkiye’nin Karadeniz limanlarına indirildi.
Bu olay açık bir soykırım olayıdır. Sonuç olarak Maykop kenti ile Karadeniz arasındaki alan önce insansızlaştırıldı ve askeri yasak bölge olarak elde tutuldu. Ardından Rus nüfusla dolduruldu.
Aralık 1867’den sonra askeri bölgeye yerleşme yasağının kademeli olarak kaldırıldığı anlaşılıyor.
Şapsığ direnişinin ise gerilla taktikleriyle 1880’lere değin sürdüğü anlaşılıyor.
Diğer Göçler
Resmi göç ettirme (deportasyon) kararı dışında, değişik tarihlerde Kuban, Terek ve Dağıstan oblastlarından dış göçler de yapıldı. Bu göçler değişik nedenlere bağlı olarak yapıldı: Kabardiya’da arazi istimlaki ve düşük bedeller verilmesi, kölelerin azat edilmeleri için ödenen fidyelerin düşük tutulması, Kuban oblastında göçe teşvik ve tazminat ödenmesi, Türkiye’de parasız hane kurma ve zengin olma hayali gibi birçok etken sıralanabilir…
Sonuçta kurt kuzuyu yemeye karar vermişti…
93 Harbi’nden sonra (1877-1878) buna din etkeni de eklendi. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit döneminde Kuban oblastı Adıgeleri arasında, Rus hükümetinin göz yummasıyla şeriatçı akımlar ve tarikatlar desteklendi. Beyinler yıkandı. Ulusal duygular köreltildi.
Artık Türkleşmek ya da Araplaşmak, Adıgeliği terk etmek sakıncalı olmaktan çıkmıştı. “Hepimiz Müslümanız!” demek yetiyordu.
Bir göç ettirme kararı örneği:
Kasım 1889’da, Laba Irmağı sol kıyılarında ve Maykop ilçesinde yerleşik 24 bin Adige’nin 230 bin desyatin (yaklaşık 2 530 0000 dönüm) tutarındaki toprağına el konulmasına, toprak sahiplerinin birkaç aşamada Türkiye’ye gönderilmelerine, el konulan toprakların emekli askerlere ve Kazaklara dağıtılmasına ilişkin bir Rus Hükümet kararı yürürlüğe sokuldu – Ali Kasumov-Hasan Kasumov, “Çerkes Soykırımı”, s. 294-298.
Görüldüğü gibi son derece bitek ve kişi başına 100 dönüm üzeri bir arazi terk edilerek Anadolu, Suriye ve Filistin’in kıraç-yarı çöl topraklarına göç edildi. Laba Imağı sol kıyısında 24 bin Adıge, bugünün rakamlarıyla yaklaşık 250-300 bin Adıge demektir.
Bu felaket göç olmasaydı bu 300 bin Adıge bugün Adıgey’de yaşıyor olacaktı.
Gençlere dolduruşa gelmeyin, Don Kişot’luklardan da uzak durun derim.
Ulusumuz ilerleyecekse, bu ilerleme bilim, sanat ve kültür yoluyla olmalıdır.