Adıge Yazar Marine’nin İki Dünyası

Adıgece yazan yazar sayısı azaldı diyoruz, Adıgece (Çerkesçe) yazan beklenmedik yeni yeni isimlerle de karşılaşıyoruz. Açumıj Marine de bunlardan biri. Marine 25 yıldan beri Yablonovski (1) beldesindeki N 3 lisesinde Rus dili ve edebiyatı öğretmeni olarak çalışıyor ve yazı yazıyor. Öğrenciliğinden beri şiirler de yazan öğretmenin elinden artık yeni yeni romanlar çıkıyor, Rusça ve Adıgece yazıyor. Romanlarından sonuncusu 2024 yılında yayımladığı “İki Dünya” (ДунаитIу) romanı. Bu romanı, Açumıj Marine ile tanışmamıza neden oldu.

Açumıj (Şhalaho) Marine Pseytuk köyünde (2) doğdu. Liseden sonra Adıge Devlet Üniversitesi’nin Filoloji Fakültesinden mezun oldu. 1996 yılından beri Yablonovki’deki lisede öğretmen. Adıgey’in tanınmış, önde öğretmenlerinden ve günümüz Adıge edebiyatının güçlü kalemlerinden biri. Günümüzde Adıgece yazılmış tarih kitapları ve yazılar bulunuyor, ama günümüzü ve günümüz yaşamını anlatan kitap sayısı çok az.

“İki Dünya” romanı adını internette gördüm, kitabı hemen aramaya başladım, Adıge Cumhuriyeti kıdemli gazetecilerinden Teşu Svetlan’da romanın bulunduğunu öğrendim ve elden ele değiştirerek okuduk. Kitabın adı “İki Dünya” (ДунаитIу), özü / çekirdeği: Adıgelerin dünü ve bugünü. Yazarın çizdiği anlatım yolu ve tekniği ilginç. Romanın başkahramanı İslam günümüzde de karşılaşılan bir insan tipi.

Yazar rüyasında atalarımızla buluşuyor ve aralarında yaşıyor, onlarla konuşurken Kafkas Savaşı günlerine gidiyor, savaş gözlerinin önünde canlanıyor, savaş sürerken hayran kaldığı bir direnişçi ile tanışıyor. Sonrasında rüyasında gördüğü kişilerin izlerini sürmeye başlıyor. Bu kişilerin gerçekten yaşamış olduklarını öğreniyor. Kitabı okuyan biri yazara birçok soru sorabilir. Savaş mekanı, eski dünyada yaşamış olan Adıge yerleşimi Abınhabl köyü. Şimdiki Pseytuk köyünün biraz yukarısında, ırmak boyunda eski bir köy.
Adıge mak – Romanlarına konu olan süjeleri (kahramanları) nasıl buluyor ya da nerelerden alıyorsun?
– Hepsini toplum yaşamı içinden alıyorum. O gibi karakterleri düşünce dünyamın birer ürünü olarak üretme düzeyine henüz ulaşabilmiş değilim. Başlayıp da tamamladığım bir düşün ürünüm de yok.
Adıge mak – Ama “İki Dünya” romanına ilginç bir giriş, bir başlangıç yapmayı başarmışsın: Dünü ve bugünü rüyanda birbirine bağlıyorsun. Bu yolu nasıl buldun?

– Akrabamız Rahib (Rahim ya da Ragıp, vs olabilir) Türkiye’de yaşıyor. Bir buluşmamızda bana şöyle demişti: Şhalaholar 1913 – 1915 yıllarında ülkeyi terk ederlerken (Şhalaholar en son göç edenlerdi), bu iki küçük kız kardeş ata toprağında kalmıştı. Ne olduklarını öğrenemedim. Adıgey’e geldiğimde Penehes (3) köyüne gidememiştim”. Araştırayım diye kendim Penehes’e gidip Rahib’in dediğini anneme anlattığımda, o kız çocuğu Penehes köyünde büyütülmüştü, “bu anlattığın kişi, annemin annesi” olur dedi annem. Olayı daha derinlemesine araştırdığımda, annemin annesinin annesi olan o kız çocuğunun küçük yaşta geride, ata yurdunda bırakılmış olan kız çocuğu olduğu ortaya çıktı. Şhalaho (4) ailesinden çıkıp Açumıjlara, Açumıj ailesine (4) gelin gitmişti. Öteki kıza da ulaştım. O da Hunelerin (4) gelini olmuştu. Ona bakıp yaşamdan bu kişiyi alsam, diğer kişinin de izini sürsem diyerek romanımı yazmaya başladım. Bu arada “İki Dünya” adlı romandaki yaşlı Sefer’le karşılaşmam da ilginç oldu.

Şhalaholardan ninemin “beyi (ninemin kayın pederi) ve onun büyük beyi (eşinin büyük babası) kimdi, adlarını söyle” diye annemi sıkıştırıyordum (5). Beyinin babasının (eşinin babasının) babası Thazeğus (Tanrı ile birlikte olan) adlı biriydi, sarışın bir adamdı ve uzun boylu değildi. O yaşlı kişiyi düşünürken onu rüyamda gördüm, sarışın ve mavi gözlü biriydi.

Adıge mak, “İki Dünya” (ДунаитIу) romanı ile neyi anlatmayı amaçladın?

– Çoğunlukla kadınlar konusunda yazılar yazıyordum. “Kefaret” (Искупление) ve “Melaike Cennete Dönüyor” (МэлаIичым джэнэтым егъэзэжьы) adlı kitaplarım bu gibi konuları işliyorlar. “İki Dünya” romanıma buradan, bu temalardan ilerleyerek başlamak istemiştim. “Kadınlar üzerine yazdıkların beğeniliyor, politik konulara hiç bulaşma” diyenler oldu. Ama “önümü kesmeyin yeter” dedim ve onları dinlemedim.

Adıge mak – roman kişileri içinden kendine en yakın bulduğun kişi hangisi, yaşlı Sefer mi?

– Sefer değil. Beğendiğim ve içimde yer eden, sözü ve özü bir olan kişi romanın başkahramanı olan İslam. Çünkü ondaki Adıgelik ruh ve karakterini kendime yakın buluyorum. Onun taşıdığı Adıge karakterini benimsiyorum. “Eskiden bu böyleydi, geleneğe itirazsız uyman gerekiyor” dediklerinde, İslam zamana uygun hareket etmesini biliyordu. Geçmişi ve bugünü bir arada yaşayamazsın, olamaz ve başaramazsın. İslam, tasarladığım Adıge erkek tipinin / karakterinin özelliklerini taşıyan biri. Adıge, Adıgeliği ile farklı olmalı, davranışları ile fark yaratmalı, İslam diğerleri arasında fark yaratan biri. Kendi yaşamım ve ailemin yaşamı da öyle.

Romandaki baş yaşlı kadın tipini köyümüzde yaşamış olan bir Rus nineden esinlenerek seçtim. Henüz 16 yaşında iken köye getirilmiş ve Adıge gelini olmuştu. 80 üzeri bir yaşta aramızdan ayrıldı. Adıgeleşmişti ve ona Goşefıj (Beyaz Prenses) diyorlardı. Asıl adı Ustina idi ve o adla çağrılmayı istemezdi. Ona gidip fal baktırıyorlardı. Romanda ona Klavdiya Minovna adını verdim. Klavdiya Minovna Maykop’ta kiracı olarak kaldığım odanın sahibesi idi, ikisinin özelliklerini ve görüntülerini birleştirip tek bir roman kişisi yarattım.

Adıge mak – Beğendiğimiz bir kitabın bitmesini istemeyiz, uzamasını isteriz, kitaptaki kahramanları, kitabın yazarını da severiz. Sen de aynı düşüncede misin? Yazılarını bitirdiğinde, kahramanları birbirinden ayırmayı istememe gibi bir durumun oluyor mu?

– Yazdığım şeyi bitirdiğimde dinleniyorum. İlgim azalıyor. Yazı yarım kaldığında sorun yaşıyorum. Sanki canlı birileri beni bekliyorlar gibi kahramanlara (karakterlere) bakıyorum. Başka bir işle uğraşıyor olsam bile kahramanlar aklımdan çıkmıyor. Film izlerken gördüğüm bir karakteri beğenirsem, “bu benim kahramanım olabilir” diyor ve kaydediyorum, başka bir yerde isem o karakteri aklımda tutuyorum. Bir şeyi yazmaya başladığımda, gördüğüm ve duyduğum her şey ile konuya yoğunlaşıyorum. Ara vermeden sürekli yazamazsın, yazarken daha faza yoruluyorsun.

Adıge mak – Kitabı yazdıktan sonra “bunu şöyle yapsam, böyle kurgulasam daha iyi olurdu” dediğin olmuyor mu?

– Büsbütün konuyu değiştirmek istediğim bir durumum olmuyor, ama “şöyle konuşmuş olsaydı” daha iyi olurdu dediğim de oluyor. Rusça yazdığım “Kefaret” (Искупление) romanındaki Amina için bana birçok kişi soruyor “Ne diye bu kadıncağızdan mutlu bir sonu esirgedin?” diyorlar. Yaşamı boyunca bulamadığı mutluluğu bu kadın, sonradan nasıl bulsun ki? Başkahraman Amine’nin yazgısı öyle – yalnız yaşamak.

Amine’nin başına geleni başka bir kadının gerçek yaşamından aldım. Öğrenci yurdundaki odamda benden önce kalmış bir kızcağız, “Kefaret’deki” Amine’ninki gibi bir olayı yaşamış ve bana anlatılmıştı. Ardından okulu bitirdim ve yeni bir aileye katıldım (6). Romanı bundan sonra yazdım. Sevdiğini, arkadaşını terk edenler için yazdıklarımı, romanı okuyanlar yerinde ve gerçekçi buldular. Birçokları bunu kendi yaşamlarında da yaşamışlar. Böyle diyenlerle çok karşılaştım. Ben de, başkahramanım Amine’yi evlendirip yuva kurdurmuş ve onu mutlu etmiş olsaydın daha iyi yapmış olmaz mıydı diyenlerle de karşılaştım, o zaman roman değil, masal yazmış olurdum. Yazdığım yaşamın kendisi, yaşamdan alınma gerçek bir kesit.

Adıge mak – Şu sıralar yeni bir çalışman var mı?

– Evet. Bugün iki uzun öykü yazıyorum. Biri Adıgece, diğeri Rusça. Konuları farklı. Rusça yazmaktan yorulduğumda bırakıyor ve Adıgece yazmaya başlıyorum. Değiştire değiştire ikisini de götürmeye çalışıyorum (Marine gülüyor).

Adıge mak – Marine, beğendiğin baş kahramanın İslam gibi sen de iki dünyada yaşıyorsun: İlki öğretmenlik mesleğin, ikincisi yazarlık sanatın. İkisinden hangisine öncelik vermek isterdin?

– Bir seçim yapamazdım. Gerçeği söylemem gerekirse, öğretmenlik geçim kaynağım. Ayrıca öğretmenliği seviyorum. Bilgi birikimini paylaşacağın birileri varsa, mutluluk verici bir olay bu.

Şimdiki gençlerimiz okumayı ilginç bulmuyorlar (sevmiyorlar). Yine de mesleğimi var gücümle sürdürüyorum. Haziran ayı gelip de, gençlerin “teşekkürler” deyip yeni bir yaşama ayak attıklarını görmenin verdiği mutluluğu hiçbir şeyle değişmem. Beni mutlu eden de bu. Böylece emeğimin yarattığı değeri, ürünü görmüş oluyorum. Zaman geçip de “senin sayende bu yere geldim” dediklerinde dünyalar benim oluyor.
Yazı yazmanın verdiği zevk başka. Beni rahatlatıyor. Doğrusu, yazdığın yazıyı bitirinceye değin rahat edemiyorsun. Yazarken kendimi güçlenmiş hissediyorum. Öğretmenlik beni vücut olarak yoruyorsa, yazı yazmak da beynimi daha fazla yoruyor. Her iki dünyada da yaşamım böyle. Şimdilik bir seçim yapamayacağım.

Yazarın yayımlanan yapıtları:

– “Kül Olan Mutluluk” (Насып стаф), 2007;
– “Kefaret” (Искупление) roman, (Rusça), 2016;
– “Melaike Cennete Dönüyor” (МэлаIичым джэнэтым егъэзэжьы), kitap, 2016;
– “На другом берегу” (Diğer Kıyıda), roman, (Rusça), 2021;
– “İki Dünya” (ДунаитIу), roman, 2024.

Ançoko İrin.

Açıklamalar:
1- Yablonovski – Krasnodar kenti güneyinde, Adıgey’e bağlı 56 972 nüfuslu bir belde. Rus yerleşiminin sürdüğü kent tipi bir belde. Belde insanları, günübirlik gidip gelerek Krasnodar kentindeki işyerlerinde çalışıyorlar.
2- Pseytuk – Adıgey’in kuzeybatı ucunda 700 nüfuslu küçük bir köy, bir müzisyenler ve yerel sanatçılar köyü.
3- Penehes – Pseytuk’a yakın 1737 nüfuslu daha büyük bir köy.
4- Şhalaho, Açumıj ve Huneler, Şapsığ aile (sülale/łako) adları.
5- Şapsığlarda eski gelenek kalıntılarının sürdüğünü, daha zayıf biçimde diğer Adıgelerde, Kabartaylarda da yaşadığını görüyoruz. Gelin eşinin ve eşinin erkek ve kadın büyüklerinin asıl adlarını söylemiyor, onları takma adlarla çağırıyor. Adıgelere özgü bir sistem. Onlarla – bir süreliğine olsun –  konuşmuyor, yanlarında oturmuyor ve yemek yemiyor; ayrıca yine bir süreliğine, ilk çocuğu doğana dek eşiyle de konuşmayabiliyordu.
6 – “Aileye katılmak”, evlenmek, başka bir aileye gelin olarak gitmek anlamına gelir. Bu da, ailenin büyük bir aile olduğunu, gelinin kocasına hizmetle yetinemeyeceğini, kocasının ailesinin yeni bir bireyi olarak, yeni ailesinin ev hizmetini yüklenmeye  hazır olduğunu, ayrıca Roma’daki “büyük aile” (paterfamilias) benzeri bir aileyi de  işaret ettiğini gösteriyor, eski Adıge ailesi genellikle öyleydi – hcy.

 

Adıge mak, 14 Şubat 2025

https://adygvoice.ru/single.php?post_id=161615

 

Yorum Yap