Höyük (İsp vıne) İçindeki Oda ve Ayin (Dua Töreni) Yeri
Güneş Tapınağı
Tuapse rayonunda dağlar arasından küçük Psınako Deresi akar. Dere boyunda çok sayıda pınar bulunduğu için dereye ve bu dere boyundaki eski köye Psınako köyü diyorlardı. Bu eski köy yerinde, 1866 yılında Rus yerleşimciler yeni bir köy kurdular ve köye Büyük Prensi Mihail Romanov’un kızı Anastasiyeva‘nın adını verdiler.
Bu küçük köyün (kutır) 700 metre ilerisinde, derenin sağ yamacında büyük bir höyük vardı. Höyük altı metre yüksekliğinde ve 70 metre çapındaydı, höyüğün duvarları iri dere taşlarıyla örülmüştü.
Kıyı Boyu Şapsığeli ve Tuapse müzesi arkeologu Kambolet oğlu Teşu Medine 1974 yılında höyüğü buldu. Dokuz yıl sonra höyüğün inceleme ve kazısına başlandı. Anıt eski bir tapınma yeri olarak belirlendi ve oraya “Büyük Güneş Tapınağı” (Тыгъэм и ТхьэлъэIупIэшхо) – (Храм Солнца) – Güneş Tapınağı) – Psına I adı verildi. Arkeolog Medine ile İvan oğlu arkeolog Markovin Vladimir, 1983 – 1985 yılları boyunca beraber höyükte kazı ve incelemeler yaptılar.
Arkeolojik inceleme sonucuna göre, eskiden dere kıyısındaki tapınağın zeminine taştan bir döşeme yapılmış, üzerine bir İsp evi (dolmen) inşa edilmiş. İsp evinin üzerine de bir höyük inşa edilmişti. Höyüğün kenarları, koruma amaçlı ve halka biçiminde dizilmiş taşlarla çevrilmişti. Höyüğün tepesinden inen ve birbirinden açılan ve 12 ışın biçiminde uzayan beyaz taşlar dizilmişti. Taşların üst ve alt uçları – yine benzeri taşlarla birbirine bağlanmıştı.
Höyüklerin, kabirlerin ve tapınakların dipleri, yuvarlak biçimde taşlarla çevrilmiştir ve bu türden örneklere çok sayıda rastlanıyor. Bunlara “kromleç” deniyor.
M.Ö. üç bin yılda bu tür tapınaklar daha değişik biçimlerde inşa ediliyorlardı. Tabana yerleştirilen İsp evinin etrafı dere taşları ile çevriliyor, evin duvarları toprakla sıvanıyordu. Ancak höyüğün çatısını tam olarak kapatmıyorlardı.
Kış ve yaz dönümlerinde “İki Kardeş” (ЗэшитIу) denen dağların arasından parıldayan güneş ışınları, höyüğün tepesine çıkıldığında ve yılın sadece bu iki günde höyüğün üzerine düşüyor ve görülebiliyor.
Psınako I’de herhangi bir ölü kemiği bulunamadı, höyüğün dibindeki mezar odasında da bir defin işi yapılmış değil, mezarın içi boştu, açılmış çukurlar da dere taşlarıyla doldurulmuştu.
Bronz çağındaki katakomp kültüründe inşa edilen ve ölülerin konduğu yeraltı mezar odalarına giriş için kazılan çukurlar dere taşlarıyla dolduruluyordu, bu türden taş doldurulmuş mezarlara Adıgey’in birkaç yerinde rastladık. Bu mezar örneklerine en çok Şevgen rayonunun Çernışev köyünde rastlamıştık. Maykop kültürünün başlangıcında, bronz çağında yapılmış olan büyük höyüklerde açığa çıkarılan tek tük mezar odaları iri taşlarla doldurulmuştu. Bu yerlerin büyük taşlarla doldurulmuş olmalarının nedeni arkeologlarca hala açıklanabilmiş değil.
Daha yukarıda söylediğimiz gibi “Büyük Güneş Tapınağının” içindeki İsp evi (dolmen) üst üste dizili üç kat dere taşlarıyla ve daire biçiminde örülmüştü, duvarlar 1,80 metre kalınlığında ve üç metre yüksekliğindeydi, ama daha önce söylediğimiz gibi duvarların üzerine yuvarlak bir saçak inşa etmemişlerdi. Çatıyı yuvarlak gökyüzüne benzetmek istiyor da olabilirlerdi.
Gizli olan şey, sadece eve saçak yapılmamış olması değil. Höyük başlangıcından başlanarak, höyüğün içindeki ve orta yerindeki İsp evinin önüne değin uzanan 14 metre uzunluğunda bir koridor da inşa etmişlerdi.

Psınako Höyüğü Girişi ve höyük içindeki İsp evi (barınma odası)
Koridor güneybatı yönünden geliyor, kuzeydoğu istikametinde İsp evine uzanıyordu. Uzaya bakıldığında, Samanyolu kuzeydoğudan gelip güneybatı yönüne uzanıyor. Ay ışığı olmayan karanlık ve bulutsuz gecelerde Samanyolu nasıl görünüyorsa, İsp evine uzanan koridor da öyle görünecek biçimde inşa edilmişti. Eskiden orada yemek pişiriliyor, İsp evi kapısı açılıyor ve evin içinde ayin (dua töreni) yapılıyor olabilirdi.

Psınako Höyüğü içindeki İsp evinde (oturma odasında) kazı çalışmaları
Höyüğün giriş yerinde yakılmış kömür artıkları vardı ve incelendi, bu kömürlerden en yeni olanın Milattan önce 2345 yılına ait olduğu saptandı. Bu da günümüzden 4345 yıl öncesi demektir. M.Ö. III bin yılına ait Psınako benzeri bir höyük henüz başka bir yerde bulunmuş değil, ama Psınako’ya benzeyen iri taş yığınları vardır: İrlanda’da – New Grange, Danimarka’da – Erdhoy, Portekiz’de – Alganpar, İspanya’da – Los Millares. Ortak yanları höyüklerde giriş koridorlarının bulunuyor, ama o höyüklerin içinde İsp evleri bulunmuyor.
İşin burasında İngiltere’deki Stonehenge dikili taş kümesi ile Psınako I’in birçok yönden birbirine benzediğini söyleyebiliriz.
Adıge dilinde dolmene İsp evi – yispvın, “oturulan ev, oda” denir. İlk İsp evleri geniş ve ince blok taşlardan inşa ediliyor, ölü evin içine oturtuluyor ve evin üzeri beşinci blok taşla kapatılıyordu (örtülüyordu).
Höyüğün içindeki İsp evinde ölü olmaması, o evde oturulup ölüye yemek pişirilmesi ve ölüye hizmet edilmesi nedeniyle, dolmenlere “İsp evi” (oturulan oda) deniyordu.
Psınako I, MÖ 2300’lü yıllarda inşa edilmişti. Bilim insanları bu şeyi güneşle bağlantılı bir gözlemevi olarak değerlendiriyor ve höyüğe “Güneş Tapınağı” ve Güneş Gözlemevi adlarını veriyorlar.
Adıgelerin en eski Tanrısı “Tığe” (Güneş) idi. Ulusal adımız “Adıge” sözcüğünün güneş bağlantılı bir ad olduğunu söyleyenler var.
Arkeolog Teşu Medine’nin görüşüne göre, “Tanrıyı (Tığeyi) temsil eden bir bebek dokuz ay boyunca İsp evinde kalıyor. Kış gündönümü sırasında, “Tığe” (Güneş) öldüğünde (battığında, – 21 Aralık’ta -) bebek, yeni bir Tığe olarak İsp evinden çıkarılıyordu. Tığe her gün büyüyerek (günler uzadığı için) gökyüzü boşluğunda en yüksek doruğa çıkıyordu (21 Haziran’da)”.

Adıge Odysseus’u olarak tanınan Arkeolog Teşu Medine (1934 – 1987)
Psınako I’in tepesinde 12 ışın (nebzıy) gibi açılan ve uzayan dizili beyaz taşlar var, bu dizili taşlar çatıda ve etekte yuvarlak bir daire çizerek birbirine bağlanıyorlar.
Adıge Cumhuriyeti Ulusal Müzesi arkeoloji heyetini 1993 yılında kurduk ve sonbahar başlangıcında Vılape köyüne gittik, Vıle’deki (Ul nehri) ünlü höyük kümesinin güneyinde, yarım km mesafededeki traktör parkının batısındaki yığma mezarın üstünü kazımaya başladık. Kazıya başladığımızda hava güzeldi, ama ansızın karardı ve bozuldu. Sert bir rüzgar esti, ortalık toz ve kuru otlarla kaplandı ve göz gözü görmez oldu, biz de zor bir duruma düştük ve höyükten uzaklaştık.
Kazı aracı da iki üç kez gidip geldikten sonra durdu. 20 Ekimde beş metre yüksekliğindeki höyüğün üstünü aldığımızda, 4500 yıl önce ölmüş bir kadının gömülü olduğu bir mezar odasına ulaştık, ancak bizden önce höyüğün soyulmuş olduğunu da anladık. Çok az arkeolojik eşya bulduk: Küçük bir altın boncuk dizisi, çakmak taşından yapılma 17 bıçak ağızı, değerli kırmızı taşlardan yapılma bir boncuk kümesi bulduk.
Mezarın çevresi 40 metre uzunluğunda, kanal gibi kazılmış bir daire ile çevriliydi. Mezarın arkasında, kuzeydoğu tarafına dönük, ışınlara benzeyen altı düzgün direk uzanıyor ve aşağıya doğru araları açılıyordu. Direklerin dip uçlarında yerin altına inen altı çukur bulduk. Birinin toprağını boşalttığımızda çukurun dört metre derinlikte olduğunu gördük. Toprağın derinliğine doğru giden havalandırma boruları (рыпшапIэхэр) bulduk. Deliklerin yüksekliği 70 cm, genişliği 60 cm idi. İki kişi karşılaştığında, geçişmek için duvarda tek kişi sığacak boyutta bir oda da kazılmıştı.
Eski arkeologların söylediklerine göre, bulduğumuz yer bir yer altı dua yeri, bir tapınaktı (тхьэлъэIупI). Kuzey Kafkasya’da bunun yaşıtı ve benzeri bir yer bulunmuş değil. İlk gün kazıya başladığımızda büyük bir fırtına kopmuştu, çukurlardan birinin toprağını boşaltmaya başladığımızda da aralıksız soğuk rüzgar esmeye, aralıksız yağmur yağmaya ve rüzgarın değdiği her yer buzlanmaya başlamıştı. 23 Ekimde ısı 12 dereceye düşmüş ve hava çok soğumuştu. Çalışamamıştık.
Biz de kazı heyeti olarak çadırlarımıza çekildik. O yıl höyüğü kazıma işini tamamlayamadık, höyüğün merkezine ulaşamamıştık. Höyükte ne olduğunu bilmiyorduk. Açığa çıkardığımız çukuru kuru otlarla doldurduk ve üzerine naylon örtüler serdik, onların da üzerine toprak atıp ayrıldık.
Höyükten ayrılışımızdan bu yana 32 yıl geçti, ancak bugüne değin kazıya devam için höyüğe dönemedik. Vılape höyüğünde de Psınako’daki gibi bir yeraltı tapınağı bulunuyor olabilir. Her ikisi de aynı yaşta ve bronz çağına aitler. Vılape höyüğünden, söylediğimiz gibi, Maykop kültürüne ait eşyalar çıkarmıştık.
Eski yeraltı tapınağı (Psınako) ile aynı yaşta olan bir höyüğü ilk önce Adıgey’in kırlarında (шъоф) bulmuş olduk. Farkında olmadan ilginç ve esrarengiz bir höyüğü kazımış olmalıydık. Nart öykülerinde kazılması tehlikeli ve büyülü höyüklerin bulunduğu anlatılır.
İki ay süresince traktör parkında kaldık. İki ay süresince höyükte esrarengiz bir olayın yaşanmadığı tek bir günle karşılaşmamıştık.
Tev Aslan.
Adıge mak, 11 Şubat 2025