NART ŞEBATINIKO’NUN DOĞUŞU

Nartlar büyük bir savaşın içinde ve yenilme korkusu içindeydiler, bu arada nereden çıktığı belli olmayan yaman bir atlı belirdi ve Nartlara savaşı kazandırdı.
Nartlar atlının nereden geldiğini bilemediler. Atlı, birden bire nasıl geldiyse öyle ayrılıp gitti.
– Nereden gelmiş, nereye gidiyor? – diyerek, Nartlar atlıyı birbirlerine sordular.
– Şu yöreye doğru gitti, – dediler bazıları.
– Dünya’da yaşıyor olsun tek, benden kaçamaz, yerini öğrenirim, – diyerek Savsırıko atlının peşine düştü.
Kuban Irmağını geçtikten sonra bir yola koyuldu.
Don Irmağına ulaştı.
Bir evin bahçesine girdi.
Bahçede bir konuk evi (haç’eş), bir ana ev ve bir de ahır (kakır) vardı.
Bahçede öte beri işlerini yapan iki kişiden başka kimse yoktu.
Savsırıko önemli bir bilgi getiremeden geri döndü. Bir haber getiremediğini Nartlara söyledi.
“Merak etmeyin, o yere yine giderim”, – dedi Savsırıko.
Bir süre sonra o yere yeniden gitti.
Konuk evinde otururken görkemli bir atlının bahçeye girdiğini gördü.
Atlı atının sırtından inmeden doğruca at ahırına gitti, ama ahırdan çıktığını göremedi.
Bir süre sonra boylu poslu bir kadın konuk evine geldi. Konuğu selamladı ve “mutlu günler dilerim” dedi.
Kadın karşısında dikilince, kadının karnından gelen bir çocuk ağlama sesi duydu.
Başka bir haber getiremeden Savsırıko yeniden geri döndü.
Savsırıko Nartları bir araya getirip şöyle konuştu: “Bir kadın gördüm, karnından bir çocuk ağlama sesi geldiğini duydum. Çocuk erkek doğarsa, Nartlar olarak onun elinden yok olabiliriz. Çocuğu yok etmenin bir yolunu arasak diyorum”, – dedi.
– O iş nasıl olacak? – diyerek Nartlar üç kez düşündüler.
“Nartların Goşmefej adında çenebaz bir koca karıları vardı.
– Rica edip onu kadının yanına göndeririz, – dediler Nartlar.
Kadını çağırıp tembihlerde bulundular:
– Nereden geldiğini belli etme, bahçeye gir, bahçeye gelip gidenlerle söyleşip orada kal, kadın doğum yapacak olduğunda, kadının yanına giden kadınların arasına sen de katıl
ve doğum sırasında orada bulun. Çocuk erkek doğacak olursa kapıp bize getir. Kız doğacak olursa bir şey yapmana gerek yok, – dediler.
Yolu gösterip Goşmefej’ı yolcu ettiler. Goşmefej varıp bahçeye girdi. Bir evden ötekine evleri dolaşmaya, laflayarak ev ev gezmeye başladı.
Bu arada kadın doğum sürecine girdi. Doğuma giden kadınların arasına Goşmefej de katıldı. Çocuk oğlan çıkınca, Goşmefej çocuğu çalıp Nartlara getirdi.
Çocuk kaybolmuş, Goşmefej’ın nereden geldiği de bilinmiyordu.
Nartlar bir araya geldiler.
– Bu çocuğu yok etmemiz gerekiyor, ona yaşama fırsatı vermemeliyiz, – dediler. – Sağlam bir sandığa koyar, sağlam biçimde kapatır, derin uçurumdan atarız, – dediler.
Sandığı elden geçirdiler. Eski bezler ve pamuklar koyarak sandığın içini yumuşattılar. Çocuğu sandığa koydular ve sandığı sıkıca kapattılar ve götürüp uçurumun dibine attılar, çocuk orada ölür dediler.
O civarda kaz ve tavuk besleyen ve çocukları olmayan yaşlı bir karıkoca yaşıyordu.
Sandığın atıldığı derin uçurumun ucu ovaya açılıyordu.
O sıralarda büyük bir yağmur yağdı, sandığın atıldığı çukur suyla dolup taştı. Su sandığı sürüklemeye başladı ve sandık ovada bir yerde karaya oturdu.
Sandığı kaz yetiştirici o yaşlı karı-koca buldu.
Yaşlı adam sandığı kaldırmak istedi ama gücü yetmedi. Karı koca birlikte sandığı evlerine taşıdılar. Kapağı açtıklarında başparmağı ağzında güzel bir oğlan çocuğunun bulunduğunu gördüler.
– Tanrı bize bir kısmet yollamış, kimseye sözünü etmeyelim, onu çocuğumuz olarak büyütürüz, – dediler ve sevindiler.
Çocuğunu yitiren Nart ise kuşandı.
– Goşmefej dışında biri çocuğu çalmış olamaz, diyerek Çınt ülkesinden yola koyuldu.
Bir dağı dolanırken, kaz ve tavuk otlatan yaşlı bir adam ve kadınla karşılaştı. Onlara sordu:
– Goşmefej denen kadına nasıl ulaşabilirim? – dedi adam.
– Ne yapacaksın o çenesi düşük kadını? – diye yanıt verdiler.
– Benim ne dediğimi duydunuz. O kadın çocuğumu kaçırdı, – dedi.
Çocuğun lafı edilince karı koca birbirine bakıp donakaldı.
– Korkmayın, duyduğunuz bir şey varsa söyleyin, – dedi adam.
– Şunun gibi bir sandığın içinde küçük bir oğlan çocuğunu bulduk, – dediler yaşlı adamla yaşlı kadın.
– Öyle mi? Hadi yola düşelim, benim çocuğum değilse size bir şey demem, – dedi atlı kişi.
Eve gittiler.
Çocuğu gösterdiler.
– Bu benim çocuğum, – dedi adam, – korkmayın, ben Nartlarla işi olan biri değilim. Nartların başına büyük bir savaş felaketi gelmişti, biliyor musunuz? – diye sordu adam.
– Biliyoruz, – dediler berikiler.
– Savaşa katılıp çarpışmayı sonlandıran atlı benim, – dedi atlı. – Ben bir kadınım. İsterseniz benimle gelin. Size daha üst düzey bir yaşam sağlarım, – dedi atlı.
Atlı kadın, gece olunca yaşlı adamla kadını alıp evine döndü.
Yaşlı kadınla adama bir ev verdi. Onları çocuğu büyütme işiyle görevlendirdi.
– Çocuğu emzirmek için gel diye beni çağırmayın. Emzirme vakti geldiğinde ben kendim gelirim.
Yaşlı adamla yaşlı kadın çocuğu büyüttüler, ölünceye değin de çNart kadının bahçesinde yaşadılar.
Çınt Şebatınıko böylece dünyaya gözünü açmış oldu.

Not:
Abzah diyalektinde bir tekst. Nartlar, cilt III, No. 223. Diğer diyalektlerde Bjeduğ, Şapsığ, Kabartay, Labeli Kabartay, Natuhay, Besleney, Yecerukay, vs diyalektlerde, tekstin değişik anlatımları vardır. Öyküyü anlatan K’uay İsmahil, 1876’da Adıgey’in Hakurınehable köyünde doğdu, Abzah. Teksti 20 Ekim 1958’de Hakurınehable köyünde kaleme alan kişi Huaj Mıhamod, Adıge Bilimsel Araştırma Enstitüsü çalışanı. Yazının orijinali aynı enstitüdedir.

Yorum Yap