Paris’te Bir Çerkes Kızı – 29

Adiğe Şapsiğ Jade - ...APSUWA GENÇLERİNİN EVLİLİĞE KARAR ŞEKİLLERİ Apsuwa  halkının insanları genç yaşlarda evlenme alışkanlığında değildir. Evlenme  yaşları genelde; erkekler için yirmili yaşların ikinci yarısı, hatta otuzlu  yaşların başları ve kızlar
XII
– Aman Tanrım!.. – Marie Angélique aldığı haber üzerine bağırdı, – Auguste, Laroche, neredesiniz, Claudine’i yaraladılar mı, öldürdüler mi bilmiyorum… Hayır, Aisse, senin orada yapacağın bir şey yok.
– Mama, – diyerek Ayşet rengi kaçmış halde Marie Angélique’in üzerinde titriyordu. – Seni yalnız göndermem.
Claudine Alexandrine’in başına bir şey gelmemiş gibi bahçesi boştu. İlkin eve Ayşet’le Pon de Vel koştular, ardından Laroche ile Desten de eve gittiler. Kont Augustine Antoine ile Arjantal’in tuttuğu Marie Angélique sayıp döktürüyordu, merdiven başında kendilerini Desten karşıladı:
– Claudine Alexandrine sağ, kontes… ölen La Frêne.

Marie Angélique kocası ile oğlunun kolundan sıyrılıp odaya koştu. İçeride Fransa Yüksek Meclisi Danışmanı La Frêne yerde ölü yatıyordu, tabancası da elindeydi, Ayşet’le Pon de Vel, Claudine Alexandrine’i okşuyor, yatıştırmaya, sakinleştirmeye çalışıyorlardı.
– Bana senin öldürüldğünü söylemişlerdi… Bu yerdeki de kim?.. La Frêne mi yoksa?.. Öldürdün mü, elinden bir kaza mı çıktı, Claudine?..
Claudine Alexandrine ablasının göğsünden kurtulup evinde yaşanan bu vahim duruma aldırış etmemiş bir tavırla:
– Meraklanma, Mari, benim hiçbir suçum yok. Siz de biliyorsunuz, başkaları da biliyorlar La Frêne’in peşimde dolandığını. Daha önceleri olduğu gibi bugün de teklifine “hayır” yanıtını alınca tabancasını çekip kendi kendisini vurdü.
– Tanığın var mı? – diye Kont Augustin Antoine sordu.
– İnatla peşimde olduğunu bilenler dışında bugün için bir tanığım yok. Bunun dışında Tanrı tanığım, – diyerek Claudine Alexandrine haç çıkardı.
– Tanrı tanık tutulmaz Claudine, – odaya yeni giren Başpiskopos Pierre bu duyduğu şeyi yeterli bulmadı. – Bunun doğru olup olmadığına kim karar verecek?
– Tanrı Tanrıdır ama bu iş için bir şey yapmak gerekmiyor mu?!. – diye Marie Angélique kaygılandı.
– Mari, sevgili kız kardeşim, telaşlanma, – Claudine Alexandrine yeniden kontese öğütte bulundu, – durumu çözecek kişiler birazdan burada olurlar.
– Claudine Alexandrine Guérin de Tansen dışındakiler lütfen odadan ayrılsınlar. Siz de saygıdeğer Kont Augustin Antoine ve Başpiskopos Pierre.
– Ben Kontes Marie Angélique de Ferriol’üm, – adının söylenmemesi Marie Angéliqu’in gücüne gitmişti,- Kontes Claudine Alexandrine Guérin de Tansen’in ablasıyım.
– Evet, evet, kontes, seni tanıyoruz, Kontes Charlotte Elizabéth Aisse de Ferriol’ü de tanıyoruz. Biz bu olay hakkında Claudine Alexandrine Guérin de Tansen’e birkaç soru sormak istiyoruz. Gerek duyduğumuzda biz sizleri de buyurabiliriz.
Polis olaya ilişkin Claudine Alexandrine’e bazı sorular sordu, ardından odaya tanıklar alındı. La Frêne’nin arka cebinden gösterilerek çıkarılan katlanmış kağıt ve üzerindeki yazıyı okudular: “Beni intihar etmiş olarak bulursanız, bunun sorumlusu Kontes Claudine Alexandrine Guérin de Tansen’dir. Bugün yarın seninle evlenirim diyerek, beni, aşkımı kontrol edemeyeceğim bir noktaya getirdi ve dünyamı değiştirmeme neden oldu. Temiz sevgimle oynayan bu kişiye ne ceza verilirse kabulümdür. La Frêne”.
Kontes Claudine Alexandrine duyduğu bu sözlere hem üzüldü ve hem de bozuldu, polisleri ve tanıkları gözden geçirdi, ama La Frêne’nin davranışını uygun bulmadı:
– Ne kadar da aptalca bir davranış!.. Sevilmiyorum diye insan kendini kendisini öldürür mü?! Karşımda yatan bu kişi için kötü söz söylemek istemiyorum, ama yaptığı şey uygun bir davranış değil!..
– Öyle de olabilir, – dedi yaşlı polis, – ama durumu aydınlatmak için kısa bir süreliğine bizimle gelmeniz gerekiyor.
Kız kardeşinin götürüldüğünü gören Marie Angélique bağırmaya kalmadan düşüp bayıldı, kendine getirildikten sonra başucunda duran kardeşine seslendi:
– Benimle ilgileneceğine kız kardeşinin götürüldüğü yere gidip onunla ilgilensen daha iyi olurdu.
– Marie, kız kardeşimizin masum olduğu kesin anlaşılacak. Claudine’in öyle bir şey yapmayacağını sen de bilirsin. Polis de bunu bilmiyor olamaz.
– Claudine’in suçsuz olduğunu ben de polis de bilir, – Marie Angélique kendine geldi, – Guérin de Tansen’ler ve de Ferriol’ler olarak bu yakışıksız şeyin üzerimize atılmış olmasına üzülüyorum… Koca burunlu La Frêne ile yüz göz olma, yanına yaklaşmasına onu, fırsat verme diye diye kaç kez söylemişim ona…
– Marie, kontes, boşuna yakınıyorsun, – diyerek başpiskopos ablasını yatıştırdı, – gittiği o yerde, intihar olayı ile ilgili gereken işlemler yapılacak.
– O çirkin haydutla işim olmaz, zavallı kız kardeşimi Tanrı korusun. Aisse, neredesin, seni göremiyorum.
– Charlotte Elizabéth Aisse ve Pon de Vel, André-Hercule de Fleury’nin yanına gittiler, – dedi Kont Augustin Antoine.
– Öyle mi, – Marie Angélique’in yanaklarına kan geldi, rengi düzeldi ve konta sordu: – Sen ne diye burada dikilmiş duruyorsun, ne diye Orleans dükünün yanına gitmiyorsun?
Kont Augustin-Antoine de Ferriol karısını neşesiz gördü, Arjantal de hemen atıldı, annesine seslendi:
– Mama, Orleans dükünün öldüğünü unutmuş olmalısın…
– Öyle yahu, aklım başımda değil, o zavallı da gitmiş… O ölmüşse, kralımız sağ, ona gidelim, durumu ona anlatmamız gerekiyor.
– Tasalanma, kontes, – diye kocası öğütte bulundu, – Claudine’in suçsuz olduğuna inanıyorum, yakında salındığını görürsün.
– Tabii, suçsuz, tabii salınması gerekiyor! Siz Ferriol’ler ve Tansen’ler sürekli Fransa Kralı’na hizmet ettiniz, onun yanına gitmeyi, ricada bulunmayı kendinize yakıştıramıyorsanız, ben kendi başıma gider, ricada bulunurum. Benim ak yüzlü ve ünlü bir yazar olan kız kardeşimin adını La Frêne gibi başıboş gezen birinin kirletmesine izin veremem. Pierre, onun çok zengin ve büyük bir makam sahibi olduğunu bilmem önemli değil..
De Ferriol’lerle Tansen’lerin başına iş açan Claudine-Alexandrine, Châtelet Hapishanesi’nde bir gece yatırıldıktan sonra Bastil Hapishanesi’ne götürüldü. Aynı gün Paris onun haberiyle çalkalandı. Herkes haberi istediği gibi eklemeler yaparak yorumluyordu. Yazarı suçsuz görenler çoktu, suçlu bulanlar da az değildi. Ama işin doğrusunu bilenler, intihar ettiği için acıma bir yana, güzel bir kadına karşı duyduğu karılıksız aşkın kurbanı olduğunu söylüyorlar, ama kadını suçlamıyorlardı.
Her işin çözümü bir zamana bağlı olduğu gibi, Kontes Guéren de Tansen ile Markiz La Frêne işiyle, André-Hercule de Fleury birkaç kez ilgilenmişti, yarar olmamış da sayılmaz, sorun üç ay sonra çözüldü. Bu süre zarfında Claudine-Alexandrine, Bastil Hapishanesinde yatırıldı, ardından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek serbest bırakıldı.
– Senin bir suçunun olmadığını biliyordum, Claudine, – dedi Marie Angélique kız kardeşine sarılarak, – ama seni o kadar uzun süre hapiste tutulmana anlam veremedim. Ne yaptın, küçük kardeşim? Hapishanede bir saat kalmak ile bir yıl kadar uzun gelir. Aisse, Claudine daha incelmiş ve daha güzelleşmiş olarak bize dönmüş değil mi?.. La Frêne yüzünden başına gelen bu belada benim de payım var, bağışla beni. O çirkin surat konusunda Aisse seni destekliyordu, ben onu sana önermiştim… Ömrü boyunca rüşvet alarak ve yolsuzlukla biriktirdiği onca servet ve mülkten kendini yoksun bıraktı…
– Tamam, Marie, yetti artık. Ne yapıp ne ettiğinizi anlatırsanız daha iyi edersiniz. Aisse, senin işlerin ne oldu?
– Ne olsun ki, senin durumundan daha önemli bir işimiz olmadı, – Marie Angélique Ayşet’in yanıtını beklemeden söze karıştı. – Sadece ikimiz değil tüm Ferriol’lerin Tansen’lerin sorunu sendin. Zor duruma düştüğünde kimin ne olduğunu daha iyi anlıyorsun. Ah Claudine, Aisse’nin seni ne kadar da sevdiğinin farkında değildim. Onun senin için yapmadığı ve koşmadığı bir yer kalmadı. Salınmasaydın krala çıkmaya hazırlanıyordu.
– Teşekkür ederim, – Aisse, – Claudine-Alexandrine Ayşet’e uzanıp yanaklarından öptü.
– Teşekküre gerek var mı Claudine? Akraba olup da arada sevgi ve dayanışma olmazsa, akrabalığın ne anlamı kalır ki?
– – Evet, evet, Aisse. Zavallı baban Kont Charles’ın hastalığı döneminde olduğu gibi, Claudine’in zor günlerinde yan gelip oturmadın. “Teşekküre gerek yok” diyorsun, ama senden memnun olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Aisse’nin işlerinin ne durumda olduğunu soruyorsan, Claudine, durumu aynı, değişen bir şey yok.
– – Marie-Angélique mama o dediklerinde gerçek payı var, – Ayşet çocukluk günlerini anımsayarak hafif bir ah çekti, – dışarıda birileri tarafından bakılan bebeğin için ne diye üzülmüyorsun?..
Claudine-Alexandrine bir süre oturduktan sonra yanıt verdi:
– Doğru söylüyor, Aisse. Çektiğin acıyı benim kadar kimse bilemez. Üç aylık hapis yaşamım çok şeyi düşünmeme neden oldu. Bebeğim nedeniyle çektiğim acıyı bari sen çekme, kimseye aldırmadan bebeğini gidip al ve şövalye ile birlikte büyüt.
– Ben de onu diyorum, Claudine,- Marie-Angélique kız kardeşine destek verdi. – Ama damadımız olacak şövalyenin davranışlarını beğenmiyorum. Malta Adasına gidip gelerek işi uzatıyor mu yoksa korkutulmuş mu bilmiyorum.
– Hayır, – dedi Ayşet, aşkını ayakaltı ettirmemek üzere hemen yanıt verdi, – Blaise-Marie de Edie öyle biri değil. Hemen harekete geçmeye hazır, – zar zor bastırdığı öksürmesi yeniden tutturdu ve boğulurcasına bir süre öksürdü.
– Öyleyse ne diye işi uzatıyor? Ayşet’le Edie’nin durumunu bilmiyormuş gibi Marie-Angélique sordu ve acıyaraktan Ayşet’in yüzüne baktı:
– Bu öksürme durumunu beğenmiyorum, Aisse, Sans dönüşünden beri öksürüyorsun. Kış burada soğuk geçer, sıkı giyin demiştim sana defalarca, söz dinlemiyor, inat ediyorsun.
– Daha önce söylemiştim, yine söyleyeyim Marie-Angélique mama, işi uzatan benim. De Edie’nin ordudaki görevlerinden atılmasını istemiyorum. Edie’ye Kraliyet Muhafız Alayı’na atanacağı sözü çıtlatılmıştı, bunu bekliyor. Ondan sonra yuva kuracağız.
– Edie’nin muhafız olacağını geçen yıl söylememiş miydin? – Marie-Angélique aslında kontun bıraktığı mülkün kime kaldığını bilemediği için yerli yerinde duramıyordu.
– Geçen yıl söylemiştim, ama engelleyen biri çıktı.
– Orleans dükü olmalı, – diye Claudine gülümsedi.
– Evet, Claudine, bildin.
– Bunu tahmin ederek kimseyi düşman edinmeyin demiştim, – Marie-Angélique ikisini de azarlar gibi yapıp Ayşet’e baktı. – Bitmez tükenmez sırların var, Aisse… Bana söylemiş olsaydın o sorunu çoktan çözmüş olurdum… Bu bereketli ve eli açık kişi artık yok, gittiği yerde dilerim Tanrının rahmetine kavuşur, sizin de artık yolunuz açılmış sayılır. Öyle değil mi, Claudine?
– Bırak Allah aşkına, Marie, kimi övüyorsun böyle, bizi mahvedenlerden biri de o! Ayşet ile ailesine yardımcı olabileceksek o işe koyulalım.
– Bu durumda, Claudine, Aisse’ye nasıl yardımda bulunabiliriz ki bilemiyorum, ama bugünden tezi yok Aisse’ye yardımcı olacağımı söylüyorum.
– Hayır, hayır, – diyerek Ayşet karşı çıktı, – bunu de Edie kabul etmez.
– Niçin! – diyerek Marie-Angélique sesini yükseltti. – İsteyip istememeyi bir yana bırakın, dikkatli olmamız gereken bir dönemde yaşıyoruz. Şövalyenin anne ve babası ile konuşacak birini bulmamız gerekiyor.
– Asıl sorun da onlar, mama, konuşulmayacak kişiler onlar… – dedi Ayşet, hemen ardından pişman oldu ve daha yumuşak bir sesle: – Sonra, sonra o şey.
– Ne diye onu “kenara” bırakalım ki! Onlar Fransa’yı bizden daha mı seviyorlar? Vikont Arman ile Markiz Claire öyle diyerek, çocuklarını Orden’e (Şövalye Tarikatına) yazdırarak, tarikata özendirerek mahvettiler. Kardinal André-Hercule de Fleury’yi onlarla konuşturmaya göndereceğim.
– Sana söylenene kulak ver, Marie, kimseyi onlarla konuşturmayacaksın, – diyerek Claudine-Alexandrine ablasına karşı çıktı, – Aisse ile şövalyeye sadece çözüm yolunu söyle, yeter.
– Tabii, tabii… Marie Angélique sinirlendi, – böyle diyerek, şimdi başınıza gelenlere bakın, ikiniz bitirdiniz beni… – Kontes ağzından dökülen bu sözlerden hemen pişmanlık duydu: – Bana neler de söyletiyorsunuz, bağışlayın beni. İyi, iyi, yine sizi dinlerim. Ama, Aisse, işinizi uzatacak olursanız, ne yapacağım konusunda sana da şövalyeye de sormam. Claudine, sana söyleyeceğimi de dinle: La Frêne’nin ölü kokusu yayılı o evde seni oturtmam. Bizim yanımızda kal, o arada evini satar, biz de yardım ederiz, daha iyi bir ev alırsın. Doğru olmaz mı, Aisse?
– Bilmiyorum, mama. Onu Claudine bilir.
– Duydun mu, Marie, sana söyleneni? Delinin biri kendini evimde öldürdü diyerek evimi değiştirmemi istiyorsun, öyle mi? Kral yalvarsa bile, evimi bırakmam.
– Seni düşünmüyor olabilir miyim, Claudine?.. – Marie Angélique şaşırıp kaldı. – Olanları anımsayarak o evde oturamazsın diye öyle söylemiştim.
– Ne diye o evde oturamayacakmışım?.. Başka şeyler de geldi başıma o evde… – Claudine Alexandrine bebek doğurduğunu anımsayarak hemen ses tonunu düşürdü ve gülümsedi: – Ne diye oturmayacakmışım? Bana överek önerdiğin o temiz adamın onca mülkünü kaçırdığıma pişman olmuş, kendisini öldürmüş olmasıyla dalga geçerek otururum. Doğru değil mi, Aisse!
– Suçlanmış olman, Claudine, o iş için başka şey söylenemez. – diyerek Ayşet Claudine’e destek verdi.
– Bakın bunlara… Bu ikisi tanrının sevgili kulları, birbirlerine destek çıkıyorlar… Ben öylesine şeyler söyleyemezdim. Şimdiki gençler bize hiç benzemiyorlar. Dünyanın sonu gelmiş olmalı… Uygunsuz konuşuyorsam kutsal Tanrım, yüce Tanrım, beni bağışla, – duyulan zil sesini bahane eden Marie Angélique: – Haydi gidin, öğle yemeği için zili çaldı, bugün ben biraz rejim yapacağım. Aisse, sen biraz dur. Bir şey dememiş olsam da öksürüğünü Laroche hiç duymadı mı? Zavallı Kont Charles’in yokluğundan beri o Laroche da bizleri düşünmez oldu, Claudine demem de bundan. Soğuk algınlığın geçene değin sıcak çay iç, akşamları senin için Sophie kaynatsın. Ben de senin için ilaç ararım, seni ben düşünmezsem kim seni düşünür? Sen de Claudin de sağlığınıza dikkat etmiyorsunuz, – dik kafalı kız kardeşini azarladı, ikisine de çıkıştı: – Sağlığınıza dikkat etmezseniz sırf güzelsiniz diye kimse bakımınızı üstlenmez.

İshak Maşbaş (Tarihi roman, s. 501 – 509)

Yorum Yap