Sorunlarımız Üzerine Özet Bilgilendirmeler – 3

Bir illüstrasyon olabilir

Anayurttan zorunlu ayrılışı temsil eden bir çizim

Göç tarihi:

1856 Paris Barış Antlaşması’ndan sonra Rus generaller Şapsığ ve diğer Karadeniz kıyısı Çerkeslerin Kafkasya’dan sürülmelerini 1857 yılında Çar’a önerdiler. Generallerin talebi politik nedenlerle beklemeye alındı ve gizli tutuldu.

Generallerin taleplerinde uç (ekstrem) öneriler de vardı: Bazı generaller bütün Kuzey Kafkasya Müslüman nüfusunun sürülmesini ya da Osmanlı hükümeti ile bir göç antlaşması yapılarak Türkiye’ye gönderilmesini önermişlerdi.

Bu son öneri ticarete zarar vereceğinden tüccar kesimin (ticaret burjuvazisinin) tepkisi ile karşılaştı (Ali-Hasan Kasumov, “Çerkes Soykırımı”) ve hedef sadece Karadeniz kıyısı Çerkesleri/ Şapsığlarla sınırlandı.

Şapsığlar Rusların tehlikeli bulduğu ve direnmekte olan ana topluluktu. Şamil’e bağlı Abzahlar ise savunmaya çekilmiş ve önemli bir güç olmaktan çıkmışlardı.

Şamil’in teslim olması:

Üç yıllık bir uğraştan sonra Ruslar 6 Eylül 1859’da Şeyh Şamil’i teslim aldılar. Direnmiş olan Çeçenler ve Avarlar Şamil’i terk etmiş ve Rusların tarafına geçmişlerdi.

Kafkasya Genel Valisi ve Başkomutan General Baryatinskiy, sağladığı idari, ekonomik ve sosyal yardımlarla Çeçenleri Şamil’den ayırmayı başarmıştı. Baryatinskiy gibi yetenekli bir idareci ve general Adıgelerin karşısında olsaydı, belki daha adil bir çözüm yolu bulunabilirdi.

Baryatinskiy ileri görüşlü biriydi, Gunip’te Şamil’i kuşatan birliklere sık sık ateşkes emri veriyor, katliama izin vermiyordu. Şamil’in yanında 30 Rus asker kaçağı vardı, çoğu kaçtı, 9’u yakalandı ve boynları vuruldu.

Baryatinskiy hastalandı ve görevi bıraktı. Komutanlığı sürseydi, durum farklı olabilirdi. Kişiler de önemlidir, örneğin:

12 Mart 1971 Amerikancı faşist askeri müdahale üzerine CHP’li Nihat Erim, İnönü’nün de onayı ile başbakan yapıldı. Dengeli bir hükümet kurdu. Ancak dengeyi korumadı, sertlik yolunu seçti. Oluk gibi kan akmasına, üç öğrencinin asılmasına fırsat yarattı.

Yetenekli kaptan gemisini kurtarandır. Erim maalesef işi idare edeceğine ve bir badireyi atlatacağına, hesapsız davrandı; sola (baskı altındaki kesime) tehditler savurarak ortalığı gerdi. Solu önemsiz ve kötü görüyor olmalıydı. Güç zehirlenmesine uğramıştı.

İstese emekliliği yaklaşmış olan Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç‘ı idare edebilir ve ortalığı yatıştırabilirdi deniyor.

Ancak talimatların Washington’dan, NATO’dan geldiği, Erim’in de Amerikancı biri olduğu unutulmamalı.

Baryatinskiy’in ayrılması, yerine Evdokimov’un gelmesi talihsizlik olmuştur.

Şu durumda Kuzey Kafkasya’da Hazar Denizi’nden batıda Maykop’a değin uzanan geniş bir alan Ruslar için sorun olmaktan çıkmış ve Rusya’ya bağlanmıştı (1859).

1859 yılı ve sonrası:

1859’da, önce Orta Kuban Irmağı solunda yaşayan feodal Bjeduğlar, ardından Laba Irmağı solunda yaşayan feodal kabileler (K’emguy, Hatukay, Besleney, Kuban Kabartay, Abazin, vb) Ruslara boyun eğdiler.

Şamil’in tesliminden sonra, Şamil’in naibi Muhammed Emin ve ona bağlı dinci Abzahlar da Ruslara boyun eğdiler (1859).

Muhammed Emin’e Osmanlı ve Ruslar tarafından maaş bağlandı. Şeyh Şamil’e de Rus Hükümeti tarafından bir konak tahsis edildi ve her iki lider de koruma altına alındı.

Şu durumda, 1859 yılında, Karadeniz kıyısındaki Natuhay, Şapsığ ve Vubıhlar dışındaki Çerkesler ve tüm Kuzey Kafkasya halkları Ruslara boyun eğmiş durumdaydılar. Ancak bu kabileler (Şapsığlar, vb) Osmanlı hükümeti tarafından ve el altından savaşa kışkırtılıyorlardı.

Rus yönetiminin Şapsığları ve yandaşlarını sürme niyetinde olduğu kuşkusuzdu. Ruslar Şapsığlara boyun eğmeleri için öneriler götürmüşler miydi? Bilemiyorum. Buna ilişkin bir belge ve bilgiye ulaşamadım. Bu konuda zincirin kopuk halkaları var. Eksiklikler titiz bir çalışmayla tamamlanabilir düşüncesindeyim.

Abzah ve Şapsığlar için ülke dışına gönderilme kararı:

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Ruslar Rus-Çerkes sınır hattını (Beloreçensk Müstahkem Hattı’nı) 1860 yılında Belaya (Şhaguaşe) Irmağı sağ kıyısı boyunca inşa ettiler.

Hat, egemen Rus toprağı konumunda olan Abzah sınırının sona erdiği yerde değil, başladığı yerde inşa edilmişti. Ortada kuşku uyandırıcı bir durum vardı.

Aslında hattın daha batıya, Şapsığ sınırına kaydırılması, Abzah yöresini de koruma altına alması gerekirdi. Bu da, Rusların Abzahlara yönelik gizli niyet ve politikalarının bulunduğunu belli ediyordu.

Beloreçensk Hattı inşaatı sonucu, Adıge saldırılarına karşı koruyucu bir kalkan kurmuş olan Ruslar açısından Abzahların fazladan bir önemi kalmamıştı. Birleşseler bile, Şapsığ ve Abzahlar artık önemli bir güç olamazlardı.

Silah teknolojisi de Ruslar yararına gelişmişti. Mükemmel silahlar üretilmişti; Adıgelerin bunları alacak paraları yoktu.

Haziran 1861’de Vladikavkaz’da Çar’ın ve üst düzey generallerinin katıldığı gizli bir toplantı yapıldı, Karadeniz kıyısı Çerkesleri ile birlikte doğularındaki Abzahların da Türkiye’ye sürülmelerine kesin karar verildi.

Bunu olayların olağan akışından anlıyorduk. Adıge yazarı İshak Maşbaş, kararı Sovyet arşiv belgelerine dayalı olarak açıklığa kavuşturmuştur (Adıgelerin Tarihini Anlatan Yazar: Meşbaşe İshak).

Böylece “Çar ve Abzahlar Evdokimov’un oyununa geldiler…” gibisine spekülasyonların, iddiaların boş şeyler olduğu açıklık kazanmış oldu.

Evdokimov, Çar’ın bir generali olma ötesi politik bir anlam ifade etmiyordu. Baryatinskiy gibi etkili biri değildi. Bu durumda soykırım ve ülke dışına sürme (deportasyon) olayından sadece bir kişi değil, tüm Rus tarafı müteselsilen (zincirleme) sorumludur.

Eylül 1861’de Çar II. Aleksandr, uyruğu olan Abzahlara son kararını, şimdiki Adıgey’in Novosvobodnaya (Mamrıkuaye) mevkiinde tebliğ etti: “Abzahlar, size bir ay süre veriyorum, Kuban Irmağı solunda gösterilen yerlere yerleşin ya da Türkiye’ye göç edin…”

10 Mayıs 1862’de Maykop ile Karadeniz arasında yaşayan Dağlıların (Çerkeslerin) göç ettirilmeleri (etnik temizlik) görevi Kuban Ordusu komutanı General Evdokimov’a verildi.

Özel Askeri Operasyon başlatıldı. Buna göre Dağlı (Adıge) nüfus Karadeniz kıyısına, batıya doğru sürülmeye, köyleri ateşe verilip yakılmaya, sivil insan kırımı (soykırım) yapılmaya ve uygun bulunan yerlerde stratejik Kazak köy ve kasabaları (stanitsa) inşa edilmeye başlandı.

Rus pervasızlaşmıştı, istila ile birlikte kolonizasyonu da başlatmıştı.

1863 yılı sonbaharında Abzah ve Şapsığlar, 1864 yılı ilkbaharında da Vubıhlar Türkiye’ye göç etmeyi kabul ederek savaşa son verdiler. Ateşkes Rus ve Adıge görevliler tarafından birlikte ve  sıkı bir biçimde denetleniyor, barışın ihlal edilmesi önlenmek isteniyordu.

Bu arada sürülecek Çerkeslere, Rus komutanlığı tarafından, zorunlu olarak 1863-1864 kışını köylerinde geçirme izni de verildi. Bu da ateşkes şartlarından biriydi.

Bir miktar Abzah ve daha az sayıda Şapsığ, Vubıh, vb, 1862 yılı öncesi Beloreçensk Hattı doğusuna göç ederek Rusların gösterdikleri yerlere yerleşmeyi başardı. Ancak bunların da çoğu, 1880 yılı sonrasında, din kardeşliği ve zenginleşme gibi yeni umutlarla Osmanlı topraklarına göç edecekti.

Bu da aslında bir Rus oyunuydu.

Tarihçi Dr. Walter Richmond’un Tiflis’deki Rus askeri arşiv belgelerine dayalı araştırmasına göre (“Çerkes Soykırımı” kitabı), General Evdokimov’un 1860-1864 yılları arasında Adıgelere karşı yürüttüğü operasyonlar sonucu ölen Çerkes sayısı 625.000’dir.

1864 yılı itibariyle Maykop’tan Karadeniz’e kadar uzanan son egemen Adıge toprağı yerli nüfusundan tamamen temizlendi, köyler askerler tarafından ateşe verilip yakıldı.

Yurtta dağlara ve ormanlara çekilip direnmekte olan bir avuç Adıge (Şapsığ) dışında kimse bırakılmadı. Direnenler katledildi.

1 milyon üzeri Çerkes 1864 yılının Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran ayları boyunca Kafkasya’nın Karadeniz limanlarından Türkiye’nin Karadeniz limanlarına – Batum, Trabzon, Samsun, Düzce/Akçakoca, Varna ve Köstence limanlarına taşındı ve buralarda kurulmuş olan kamplara yerleştirildi.

Yorum Yap