21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü – 2

 Çerkesler: 21 Mayıs 1864’ten Günümüze – (4)
Kırım Savaşı
Savaş, 1853 yılında Rusya’ya karşı, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’ne destek vermesiyle başladı.
Rusya Kırım Sivastopol’da büyük bir donanma üssü, Karadeniz’de de güclü bir donanma kurmuştu. Rusya yayılma peşindeydi. Bu da batılı ülkeleri kaygılandırıyordu. Ayrıca Osmanlı ülkesindeki Ortodoks Hıristiyan azınlıkları – Rumları, Romenleri, Ermeni, Sırp ve Bulgarları, vd – kışkırtıyor, Osmanlı’nın Katolik Hıristiyanların korumasını Fransa’ya vermesi gibi, Ortodoksların koruyuculuğunun da Rusya’ya verilmesini istiyordu.
Öte yandan Rusya Akdeniz’e inip İngiliz ve Fransız çıkarlarını – Hindistan Yolu’nu – tehdit edecek güce ulaşmıştı. Savaşta İngiltere ve Fransa’nın ortak amacı, Karadeniz’deki Rus donanmasını ve deniz üslerini yok etmek, sömürgelerini ve Osmanlı Devleti’ni Rus yayılmacılığına karşı koruma altına almaktı.
1814 Viyana Kongresi kararları gereği, tarafsız ülkeler olan Prusya (Almanya) ve Avusturya, Kırım Savaşı boyunca Osmanlı’nın Avrupa sınırlarını koruma altına aldı. Rusya’nın Balkanlarda ilerlemesi ve önü kesilmiş oldu.
Müttefikler Kırım’a çıkartma yaptılar ve Sivastopol’u aldılar. Müttefikler, elde tutamayacakları düşüncesiyle, Kafkasya işlerine el atmak istemediler, işi Türklere havale ettiler. Çünkü Kafkasyalıların çoğunluğu Rus yanlısı idi ya da üzerlerine Rus düşmanlığını çekmek istemiyordu. Türkiye kötü komuta idaresi sonucu Kafkasya’da Ruslara yenildi.
Direnen yöreler
Kafkasya’da Laba Irmağı ile Karadeniz arası bölge, kıyı şeridi dışında Çerkeslerin yönetimindeydi. Doğuda, Çeçenistan’da Şamil’in direnci zayıflamıştı. Şamil savaş boyunca hiçbir önemli çıkışta, saldırıda  bulunamadı. Çerkeslerin ikinci kalabalık kabilesi olan Abzahlar (Abadzehler) şeriat otoritesi (Dağıstan’dan ithal dinci yönetim) altında Naip Muhammed Emin’in baskıcı yönetimine, dolayısıyla Şamil’in şeriatçı rejimine bağlanmışlardı (1848). Bu nedenle Çerkesya’da tek değil, birbirine rakip iki devlet otoritesi (yönetim) bulunuyordu. Osmanlı da üçüncü bir otorite oluşturması için, Sefer Paşa adıyla Zaneko Seferbey’i “Çerkezistan Valisi” unvanıyla Şapsığ merkezi Tuapse’ye gönderdi. Ama Osmanlı Paşası, bağımsızlık peşindeki Şapsığlardan yüz bulamadı. “Hasta adam Osmanlı”, o haliyle, tıpkı Rusya gibi yayılma (emperyal hevesler) peşindeydi. İçeride sert bir otoriter yönetim altındaydı.
Kafkasya’da – Adıge ve Çeçen yöreleri dışında – geniş bir Rus yönetim alanı ve otoritesi bulunuyordu.
Osmanlı Kafkasya’daki bağımsızlıkçı direnişlerin zayıflamış olduğunun farkında bile değildi. Şamil’den ve Çerkeslerden olmayacak başarılar bekliyordu.
Çerkesya (Laba-Karadeniz arası bölge) ve Çeçenistan (Dağlık alanlar) dışındaki yöreler Rus yönetiminde idi ve Ruslara sadıktı. Rus Müslüman topluluklardan ve azınlıklardan birlikler oluşturuyor ve cepheye sürüyordu. Bunların en ünlüleri Kabardey Piyade Alayı, Şirvanski (Azeri) ve Erivanski (Ermeni) alaylarıydı.
Çeçenistan’daki yeni Rus komutan General Baryatinski, Şamil’in zulmünden bezmiş olan Çeçen köylülerin sempatisini kazanma amaçlı bir plan hazırladı. Buna göre, Rus yönetimindeki yörelerde (Sunja Irmağı kuzeyinde) Çeçenlere parasız toprak veriliyor, kendi kendilerini yöneten Çeçen köyleri kurduruluyor, habersiz köy basmalarına son veriliyor, uyarı atışları yapılarak köy halkının kaçmasına planak tanınıyor, ardından köylere giriliyor, ateşe veriliyordu; Böylece Çeçenlere, Şamil’in sert yönetimine karşı çok daha yumuşak ve benimsenebilir bir alternatif sunulmuş oluyordu. Şamil’in altı, bu strateji sonucu adım adım oyuluyordu (bk. “Cennetin Kılıçları”; J. Baddeley, “Rusların Kafkasya’yı İstilasi ve Şeyh Şamil”).
Batıdaki en büyük kabile olan demokratik Şapsığlar, Müttefiklerin (İngiliz, Fransız ve Osmanlıların) niyetlerini, Çerkeslerin devlet kurma isteğine ilgisiz kaldıklarını anlamış, bekle gör politikası izlemeye başlamıştı. Türk yanlısı şeriatçı Muhammed Emin ile Osmanlı Valisi Zaneko Seferbıy (Sefer Paşa), dahası Şamil, hareketsiz ve savunmada idiler. Çünkü modern silahlardan, gerekli eğitim ve donanımdan yoksun idiler. Ancak Ruslar, her olasılığa karşı deneyimli birliklerini Çerkeslere ve Şamil’e karşı, bir önlem olarak Kafkas Cephesinde tutuyorlardı. Ruslar bu nedenle özellikle Çerkeslere karşı kızgındılar. Kendileri açısından, Karadenizli Çerkeslerin ne denli bir stratejik engel  olduklarını anlamışlardı.
Adıgelerin iyi bir önderlik altında birliği sağlanmış olsaydı, belki bir şeyler yapılabilirdi. Örneğin, İngilizler Anapa’yı Ruslardan almayı önerdiklerinde, Osmanlı Valisi Sefer Paşa, kaleyi kendisinin alacağını söyleyerek izin vermemiş, ama kaleyi alamamıştı (bk. https://mefenef.com/cerkesler-21-mayis-1864ten-gunumuze-4…).
Savaşın sona ermesi
1855’de Çar I. Nikolay öldü, yerine oğlu II. Aleksandr imparator oldu. Nikolay muhafazakar ve otoriter bir hükümdardı, yeniliklere karşıydı, oğlu II. Aleksandr ise reformist ve daha çağdaş görüşlü biriydi. II. Aleksandr ateşkes istedi ve savaş fiilen sona erdi.
30 Mart 1856’da imzalanan barış antlaşmasına göre savaş öncesi sınırlara dönülüyor, Karadeniz silahsızlandırılıyor ve tüm savaş gemilerine yasaklanıyordu. Kafkasya ve Çerkesya 1828 Türkmençay ve 1829 Edirne antlaşmaları gereği Rus toprağı sayıldığından statülerinde bir değişiklik söz konusu olmamış, Rus sınırları içinde aynen kalmışlardı.
Böylece Çerkeslerin yok edilmeleri Büyük devletlerce Rus İmparatorluğunun takdirine bırakılmış oluyordu. “Hasta adam” Osmanlı Devleti’ne de “Büyük devlet” statüsü bahşediliyordu.
Ruslar açısından Şamil’in direnişi önemsizleşmişti. Asıl sorun büyük nüfuslu Adıge-Çerkes ulusunun yok edilmesiydi. Konu üzerinde çalışmalar yapan Kafkasya Ordusu  Kurmay Başkanı General Milyutin, “Çerkes sorununu çözmek için Çerkeslerin bir bölümünün Don Nehri Havzasına (Donbass’a) sürülmesi zorunludur” içerikli bir rapor hazırladı ve St.Petersburg’a gönderdi. Böylece Çerkeslerin (Adıgelerin) bir bölümünün, kıyıdaki Çerkeslerin  Ukrayna’ya sürülmesi görüşü benimsenmiş oldu
Milyutin raporu, Rusya’daki diğer Müslümanların olası tepkileri düşünülerek gizli tutuldu. Ancak, istihbarat kaynakları bunu öğrenmekte kuşkusuz gecikmediler. Bunu olayların olağan akışı içinde anlıyor ve değerlendiriyoruz.
Osmanlı fırsatçılığı
Osmanlı, sürülecek Adıge nüfusuna hemen göz koydu ve Çerkes göçünü kendi ülkesine yönlendirmenin altyapı çalışmalarını başlattı:
– Kırım Savaşı sırasında Osmanlı Devleti 1855’te Zenci ve Çerkes esir ticaretini yasakladı, ancak 1857’de Çerkes esir ticaretini yeniden serbest bıraktı. Gerekçe “Çerkes kölelerin durumunun iyi olduğu idi…” (Prof. Dr. İsmail Parlatır, “Osmanlı Edebiyatında Kölelik”).
– 1858’de ilk kez bir Tapu Kanunu çıkarıldı. Böylece Çerkesya’dan gelecek göçmenlere tapulu toprak verilecekti. Göç, özendirici bir hale getirildi.
– Çerkes esir (köle) ticaretinin serbest bırakılması sonucu Çerkes Esir Pazarları yeniden kuruldu. Osmanlı’ya göç edecek köle sahipleri, bu pazarlarda devlet güvencesi altında kölelerini serbestçe satabileceklerdi. Bu da köle sahibi soylulara ve zenginlere bir koltuk çıkma, yardımda bulunma niteliğindeydi.
– Çerkes göçmenlere, bağımsız köyler kurma hakkı tanınarak, konut, toprak, tarım aletleri, hayvan ve birkaç yıllık gıda yardımı yapılacaktı, yani tüm Adıge-Çerkesler “iskanlı göçmen” statüsünde kabul edileceklerdi.
Boyun eğenler
Sürgün ve göç planı kuşkusuz Çerkesler ve diğer Dağlılar tarafından da duyuldu. Rusların sürme ya da toprağından kovma planı korku yaratmıştı. Çeçenler, Şamil’i terk ettiler ve bölgelerinden kovdular ve Rus tarafına geçtiler. Şamil 6 Eylül 1859’da çekildiği Dağıstan’ın Gunip Kalesi’nde General Baryatiski’ye teslim oldu. Doğuda savaş sona erdi.
Batıda durum
Batıda, 1859’da Orta Kuban’ın solunda yaşayan Bjeduğlar, ardından daha doğuda Orta Laba’nın solunda yaşayan K’emguylar ve bunların çevresindeki  küçük kabileler (köyler), ardından Şamil’in naibi Muhammed Emin yönetimindeki büyük kabile Abzahlar da Çar’a bağlılık yemini ederek savaşa son verdiler ve Rusların  safına geçtiler. Kıyıdaki büyük kabile Natuhaylar da 1860 yılı başlarında sert ve kanlı bir direnişten sonra boyun eğdiler, (bk. Kırım Savaşı ve Ertesinde Çerkeslerin Tarihi).
Bağımsız Çerkesya toprağı Karadeniz kıyısında Şapsığ, Vıbıh ve Ciget yörelerine sıkışmıştı, üstelik kıyı şeridinin bir bölümü ve bugünkü Adler (Святого Духа-Kutsal Ruh), Krasnaya Polyana (Atkuac) köyü ve Gagra kaleleri Kırım Savaşı sırasında da Rusların elinde kalmıştı. Oralardaki yerli nüfus ile Ruslar arasında bir mütarek durumu yaşanıyordu. Soçi (Navaginsk) ve Tuapse (Velyaminovsk) kaleleri ise, Kırım Savaşı sırasında Ruslarca boşaltılmış,1864 yılına değin Adıgelerin elinde kalmıştı
(Devamı var)
Çerkesler: 21 Mayıs 1864’ten Günümüze – (4)
MEFENEF.COM
Çerkesler: 21 Mayıs 1864’ten Günümüze – (4)
Uluslararası hukuk ve federasyonUluslararası hukuka göre, bir etnik topluluk üzerinde özel yasaklamalar, örneğin dil yasağı gibi baskılar uygulanamaz, bu tür uygulamalar hukuk dışı sayılıyor ve bir ülkenin bir iç sorun olarak görülmüyor. Aksin
Beğen

 

Yorum Yap
Paylaş

0 Yorum

Hapi Cevdet Yıldız bir anı paylaştı.

pSorts 7aMl,s127103yatı05:4 ml 

Herkese Açık ile paylaşılıyor

Herkese Açık

21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü - 2

2 Yıl Önce

drse2a0m0aMı2t 0l43ym101 sg 

Herkese Açık ile paylaşılıyor

Herkese Açık

“Çerkesçenin Geleceği Bize Bağlıdır”

Hapi Cevdet Yıldız

Meretıko (Ğomleşk) Susan 20 yılı aşkın bir süreden beri Maykop’taki N 11 okulunda, 1-11 sınıflarda Adıge dili ve Adıge edebiyatı derslerini okutuyor, bu bayan öğretmen için eğitim-öğretim konularında uzmanlaşmış biridir diyebiliriz. Susan için önemli olanı, zorlama olmadan, öğrencinin ilginç bulduğu şeyleri araştırarak öğrenmesi ve öğrencinin buna yönlendirilmesidir.Adıge dili ve Adıge edebiyatı dersleri Çerkesçe olarak okunuyor ve öğretiliyor (1), ancak sorun anadili Çerkesçe olanlara bu dili öğretme ve o dile değer verilmesini sağlama sorunudur.

– Susan, Çerkesçe öğretmek için tanınmış olan haftalık ders saati çok az, dersleri nasıl işlediğinizi, bu yetersiz durumda işin altından nasıl kalktığınızı ya da kalkamadığınızı açıklar mısın?

– Evet. Çerkesçenin evde ve okulda çok zor bir durumda olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yok. Öğretmene düşen sorumluluk, zayıflamaya başlamış olan anadilinin sorunlarını araştırmak ve bunu çözmeye çalışmaktır. Sesleri öğretmeye, söyletmeye, sesleri çıkarmalarını sağlamaya, okuma yazma öğretmeye çalışırken, Çerkesçenin çok eski, kadim bir ulusun dili olduğunu da vurguluyor, birçok başka olanaktan yararlanıyoruz: Sözlü ürünlerin zenginliği, atasözleri, öykü (txıde) ve masallar, tarihi öyküler (таурыхъхэр). Söz gelişi, “Vılajeme lıj pşxın” (Çalışırsan biftek yersin) . Bu deyimden, iyi okur ve hakkını vererek çalışırsan, çalışkan olursan amacına ulaşacağın, karşılığını göreceğin anlamı çıkar. Dersi öğrendin: Yazdın, okudun, küçük bir ezber de yaptın, “5” (pekiyi) ya da “4” (iyi) numara aldın. Güzel olmaz mı?! Evi temizledin, annene ya da ninene yardım ettin, onları sevindirdin, böylece sen de kendi becerilerini geliştirmiş olursun.

Adıgece-Çerkesçe, bütün Çerkeslerin anadili, Rusça da Rusların anadili. Adını, soyadını, aileni, anne ve babanı, kayın pederini, görümceni ve akrabalarını sevdiğin gibi Adıgeceyi de sevmen ve onunla gurur duyman gerekir.

– Çerkesçeyi değişik yaşlardaki öğrencilerin öğrenmeleri bakımından en yararlı yöntem nedir?

– Zorlayıcı değil, çoğunlukla özgür özellikleri, oyun ve eğlence yanları olan bir yöntem izlemek gerekiyor. Sorun, öğretmenin konuyu ve dersi işleyişine bağlı. Özen gösterirsen karşılığını alırsın, her dersi dakikalara ayırıp işlemek gerekiyor; dün söylediğini yinelersen, yavaş yavaş, küçük parçalar halinde tekrarlar yaptırırsan, o ders başarılı olur, dil öğreniminde teknolojinin de büyük yararı oluyor. Çocuklar Çerkesçeyi iyi bilmedikleri için, deyimleri Rusçaya çevirerek öğretmeye çalışıyoruz, şiirler okuyor, okutuyor, özlü sözleri söylüyor, anlamlarını açıklıyoruz, okuma yanında yazı yazmayı da öğretiyoruz.

– Derste uyguladığınız bu yöntemler neye benziyor?

– Bu dönemde çocukların dili kavramaları, sesleri çıkarabilir olmaları (telaffuz etmeleri), gündelik yaşama yönelik konuşmalar yapmaları ve bu doğrultuda öğrenim görmeleri önde gelir. Bu konuda görsel materyaller, – manzara resimleri – ve bu resimler aracılığıyla doğanın önemini, canlıları, yaban yaşamı, yaban hayvanlarını, yabani kuşları, evcil hayvanları ve bütün bunların merkezinde olan insanı anlatıyor, tanımalarına önem veriyoruz. İyiyi, güzeli, kötüyü ve çirkini öğretiyoruz. Adıge dili ve Adıge edebiyatı derslerini işlerken Çerkes ulusunun kültürünü, gelenek ve göreneklerini de anlatıyor, toplumsal ilişkilerden de söz ediyoruz. Saygıyı, gerçeği, adaleti, adil olmayı, acıma duygusunu, doğruluğu ve dostluğu, konu ile bağlantılarını kurarak öğretiyoruz.

Çerkesçenin gücünü ve güzelliğini ortaya koyan Adıge yazarlarının yapıtlarından parçalar, değişik şiirler alıp okuyoruz, bunları düşünsel (fikri) açıklamalar sırasında ele alıyoruz.

Sırası geldiğinde ulusal tarihimizden kolay anlaşılır küçük parçalar da işliyoruz, Adıgelik duygusuna dikkatlerini çekiyoruz.

– Ders dışı etkinlikler düzenliyor musunuz?

– Bunlar en değerli olan şeyler: Şiir, şarkı, dans, resim, gelenek ve görenekler, davranış kuralları, ayrıca çok sayıda kutlama günlerimiz var. Bunların eğitim-öğretimde büyük bir önemi bulunuyor.

– Örnekler verebilir misiniz?

– Herkesin bildiği gibi mart ayı kutlama günleri yönünden zengin bir ay: Dünya Kadınlar Günü, Dünya Anadilleri Günü, Adıge Dili ve Adıge Yazı Dili Günü, Çerkeslerin Yeni Yılı Karşılama Günü, ardından Kültür, Dünya Şiir ve Tiyatro Günü gelir (2).

Bütün bunların ışığında, kadının, annenin yaşamdaki yeri, kibar olma, utanma duygusu, nezaket, saygılı olma, kadının – küçük kızın merhametli olması, analara saygı, anaların kalbini kırmama, eskiden Çerkeslerin Yeni yılı nasıl karşıladıkları ve kutladıkları, bütün bunları tiyatro gösterileriyle sunuyoruz. Beş altı yıldan beri bu konularda çalışmalar yapıyoruz. Yeni yıl ĥoĥuları (konuşmaları) düzenleniyor, yılın iyi geçmesi için sofralar donatılıyor, evlerden değişik yiyecekler getiriliyor, yağda kızartılmış çiğ börekler (щэлэмэ хъураехэр) yeniyor, ürün bolluğu olması için dua ediyor, yaşlılara değer verme, soru sorma, yaşlıların yaşam deneyimlerinden yararlanma ve onları örnek alma gereğini çocuklara söylüyoruz. Alıç ağacının (хьамщхунтIэ) önündeeskiden dini ayinler yapıldığını, alıcın kutsandığını ve Çerkes ailesini koruduğuna inanıldığını, yastık üzerine asıldığını, alıcın soylu bir ağaç olduğunu, ona el sürerek dilekte bulunduğunuzda, isteklerinizin gerçekleşeceğine inanıldığını anlatıyoruz. Böylece, öğrenciler ve öğretmenler olarak Çerkesçe, gelenek ve görenekler, Adıge edebiyatı dersleri bize daha yakın ve daha sevimli hale geliyorlar. Üzerinde çok durduğun, tekrarladığın ve gördüğün şey daha bir seviliyor ve akılda kalıyor. Yine ana babalar, öğretmenler ve öğrenciler olarak dayanışma içinde elimizden geldiğince Çerkesçeyi ve edebiyatımızı öğrenmeye çalışıyoruz. Anadilimizin geleceği bize bağlıdır.

– Bizimle görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

Mamırıko Nuriyet

Adıge mak, 13 Mayıs 2020

(1) – Adıge edebiyatı dersi, haftada 1 ders saati olarak Maykop’taki ve Adıgekale’deki (Adıgeisk) okullarda 1 – 11 sınıflarda Çerkesçe olarak okutuluyor. Eski eğitim müfredatı gereği öyle. Yeni müfredat gereği, 5-9 sınıflar dışında edebiyat dersinin Rusça okutulması gerekiyor, ancak yeni müfredatın henüz uygulamaya konmadığı söyleniyor. Bu nedenle, Adıge edebiyatı dersi, geçici olarak, 1-4 (ilkokul) sınıflarda ve 10-11 (lise) sınıflarda da Çerkesçe olarak okutulmaya devam ediliyor; yeni uygulama geldiğinde, Adıge edebiyatı dersi, 5-9 sınıflar dışında Rusça olarak okutulacak, 10-11 sınıflarda Çerkesçe dersi sona ermiş olacak. 1-4 sınıflarda ise Adıge dili dersi Çerkesçe, Adıge edebiyatı dersi de Rusça olarak okutulacak.

Bu arada, unutulmamalı Çerkesçe dersler isteğe bağlı derslerden, öğrenci ya da velisi yazılı dilekçe ile istekte bulunacak, istekte bulunmayan öğrenci Rus sınıfına kaydedilecek ve Çerkesçe okumayacak.

İstisna olarak, Maykop’taki 4 pilot okulda 1 – 11 sınıfların tamamında Adıge dili ve Adıge edebiyatı dersleri Çerkesçe olarak okutuluyor. Bunun yasal dayanağı nedir, diğer okullara da örnek olabilir ve yayılabilir mi, bilemiyorum. Köylerdeki ulusal okullarda ise farklı bir eğitim sistemi sürüyordu, Çerkesçe dersler daha fazla ders saati olarak okutuluyordu, yeni müfredat sonucu o okullarda bir değişiklik yapılıp yapılmadığını ise bilemiyorum. – hcy.

(2) – Adıgey, verimli toprakları olan bir tarım yöresi. Bu bağlamda 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü de önem taşıyor, unutmamak gerekir, diyorum – hcy.

Адыгэ хэкур зы мэкъумэщ шъолъыр.Дунэе ЧIыгулэжьын (земледели) Мафи иI. Мыри тщымыгъупшен фай.

https://adygvoice.ru/2020/05/13/%d0%b0%d0%b4%d1%8b%d0%b3%d0%b0%d0%b1%d0%b7%d1%8d%d0%bc-%d0%ba%d1%8a%d1%8b%d1%80%d1%8b%d0%bai%d0%be%d1%89%d1%82%d1%8b%d1%80-%d1%82%d1%8d%d1%80%d1%8b-%d0%b7%d1%8bi%d1%8d-%d0%b8%d0%bb%d1%8a%d1%8b/

Devamını Gör

Eşref BAŞ, Melgoş Basri Demir ve 6 diğer kişi
Yorum Yap