Şapsığlar ve Bir Kitap -I
1.
![]()
Şapsığ yöresi bayrağı
Kitabın adı: “Kafkasya’da ŞAPSIĞLARIN Var Olma Mücadelesi ve YUSUF SUAD NEĞUÇ” (275 sayfa). Kısa ad olarak, “Şapsığlar” ve “kitap” sözcükleri kullanılacaktır.
Yazarlar: Muammer CANIDEMİR, Orhan DOĞBAY, Nail SÖNMEZ.
Kitabın bölümleri: Bir önsöz, iki bölüm, ek belgeler, kaynakça ve alfabetik dizin’den oluşuyor. Bu arada iddianame ve sorgulama tutanaklarının Rusça fotokopileri ile Türkçe çevirileri de veriliyor. Harita ve fotoğraflar da var.
Arşivlerinden ve kendilerinden yararlanılan kişiler, Tarih Bilimleri Uzmanı Rjavin Aydemir ve Şapsığ Halk Parlamentosu Onursal Başkanı Teşu Murdin (1930-2025). Murdin tanışmış olduğum biri.
İncelememiz kapsamında, Şapsığlar’daki verileri değerlendirme yanında, kendi görüşlerimizi de sunmaya çalışacağız. Bu takdirde, umarım konu daha iyi anlaşılacaktır.
Ön bilgi: Şapsığlar, 1864 yılı öncesinde, Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarında ve Kuban Ovasında yaşayan ve sayıca en büyük Adıge-Çerkes topluluğu idiler. Rus kaynaklarına göre sayıları 1830’da 300 bin idi (https://mefenef.com/cerkesler-21-mayis-1864ten-gunumuze2-1554.html; ayrıca – гл.3. «Кубанские областные ведомости», No. 38, 1884).
Sayının otuz yıl sonra, 1860’da iki katına çıkmış olduğu düşünülebilir. Nitekim, Prof. Dr. Fethi Güngör’e göre, göç öncesi Şapsığ nüfusu 700 bin idi (https://mefenef.com/cerkesler-21-mayis-1864ten-gunumuze2-1554.html). Kitaba göre Şapsığ sayısı, 19. yüzyıl başlarında 1 milyondan çok iken (s. 89), Neğuç’a göre 1864 yılında 500 bine düştü (Kitap, s. 35 ). Bu korkunç azalmanın nedeni 19. yüzyılda yaşanan büyük veba salgını ve savaşlar olabilir.
Şapsığlar adı altında büyük bir insan topluluğu söz konusuydu. Şapsığya demokratik bir yöreydi; yörede geleneksel bir demokratik düzen, demokratik bir yönetim ve eşitlikçi ilişkiler vardı. Şapsığlar yan çizmeden, yalpalamadan ve birilerine boyun eğmeden, 1863 yılı sonlarına değin topraklarını ve özgürlüklerini kahramanca ve kararlılıkla savundular…
Bilinenin aksine Kafkas Savaşı ya da Adıge Kurtuluş Savaşı fiilen 1863 yılı sonbaharında sona erdi. Vıbıhlarınki sessizlik, kış koşulları /hareketsizlik) nedeniyle yaşanan geçici bir uzatmaydı. Şapsığ ve Abzah savaşa son vermiş olduğuna göre, aslında Vıbıh’ın bir şansı kalmamıştı. Rus birlikleri kış mevsiminde kışlalarına çekilir ve bazı küçük operasyonlar dışında bir harekat yapmazlardı. Ruslar Abzah ve Şapsığlarla ateşkes imzalamış, barışı sağlamış, eski takvime göre Abzahlara 1 Şubat 1864 (yeni takvim 13 Şubat 1864); Şapsığlara da 6 Mart 1864 (18 Mart 1864) tarihine kadar köylerinde kalma izni tanımışlardı. O tarihlerden sonra Adıge köyleri ateşe verilip yakılmaya, Adıgeler de kıyıya inmeye ve kendileri için gelen gemilere binip karşı kıyıya, Türkiye’ye göç etmeye başlayacaklardı. Anlaşma böyleydi ve savaş sona ermişti.
Taraflar anlaşmaya sadık kalmışlardı.
Abzah ve Şapsığlar 1864 yılı Şubat ve Mart aylarından başlayarak Türkiye’ye göç edecekleri taahhüdünde bulunarak Rus komutanlığı ile ayrı ayrı ateşkes (mütareke) antlaşmaları imzaladılar. Vıbıhlar ise cephe gerisinde yaşadıkları, Rus birlikleri Şapsığ arazisi üzerinden geçip henüz Vıbıh sınırına ulaşmadığı için beklemede kaldılar; Nisan 1864 başında Rus birlikleri Şapsığ arazisi üzerinden ilerleyerek Vıbıh sınırına ulaşana dek Ruslardan ateşkes istemediler ve zaman kazanmaya çalıştılar. Vıbıhlar Godot’yu bekler gibi, dış yardım geleceği umudu ve beklentileri içindeydiler. Bk. Semen Esadze, “Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali”.
Şapsığlar 1999 yılında Rusya’nın küçük yerli halkları listesine alınıyorlar
Konumuz olan ‘Şapsığlar’ kitabının bir yerinde, “19. yüzyılın başında 1 milyondan fazla Şapsığ yaşarken, şimdi – 1990’larda sayı – 9500 kişiye düştü”, deniyor (s. 89); Şapsığlar, 1990’larda “Rusya’nın Azınlık Yerli Halkları Birleşik Listesine” alınmalarını ve kendilerine “yerli halk statüsü” verilmesini, Rusya Devlet Duması ile RF Devlet Başkanı Boris Yeltsin’den istediler. Statü verildi, Krasnodar Kray’ın Soçi ve Tuapse rayonlarında Şapsığ adlı küçük bir yerli halkın yaşadığı, bir devlet kararı ile kabul edildi … Rusya’da devlet tarafından tanınan, ama sınırı belirsiz ve her birinin nüfusu 50 binin altında olan küçük yerli halkların listesi için bk – https://ru-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/%D0%95%D0%B4%D0%B8%D0%BD%D1%8B%D0%B9_%D0%BF%D0%B5%D1%80%D0%B5%D1%87%D0%B5%D0%BD%D1%8C_%D0%BA%D0%BE%D1%80%D0%B5%D0%BD%D0%BD%D1%8B%D1%85_%D0%BC%D0%B0%D0%BB%D0%BE%D1%87%D0%B8%D1%81%D0%BB%D0%B5%D0%BD%D0%BD%D1%8B%D1%85_%D0%BD%D0%B0%D1%80%D0%BE%D0%B4%D0%BE%D0%B2_%D0%A0%D0%BE%D1%81%D1%81%D0%B8%D0%B9%D1%81%D0%BA%D0%BE%D0%B9_%D0%A4%D0%B5%D0%B4%D0%B5%D1%80%D0%B0%D1%86%D0%B8%D0%B8?_x_tr_sl=ru&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc; List of minor indigenous peoples of Russia
Ayrıca, Rusya’da yerli olan ve olmayan çok sayıda küçük azınlık topluluğu da vardır.

1864 yılı öncesinde Adıge, Abazin ve Karaçay yöreleri
Dağlarda barınma yasağı
Dağlarda barınma ve küçük köy kurma yasağı, 1870’lerden itibaren kazanılmış bir hak olark 1864 yılı sonrasında dağlara çekilip direnmekte olan Karadeniz kıyısı Şapsığlarına uygulanmayacaktı, bu yasak Kabartay ve Karaçaylar dışında, Kuban ili Adıge ve Abazinleri için uygulanıyordu. Nitekim Şapsığ dışında Krasnodar Kray ve Adıgey’de yerli dağ köyü bulunmuyor.
Terek ve Dağıstan illerinde yaşayan Dağlılara ise dağlarda barınma yasağı konmamıştı. Onlar sıkı denetim altına alınmış, kenilerine yeterince toprak ya da geçim olanağı sağlanmış yurttaşlardan idiler.
Rus ve Osmanlı entrikaları ve Adıgelere soykırım
Çar II. Aleksandr ve yüksek rütbeli generalleri – Baryatinski, Evdokimov ve Filipson, Haziran 1861’de Vladikavkaz’da gizlice buluşup Çerkes sorununu ele aldılar.
O sıralarda, Çerkeslerin bir kısmı – Karadeniz kıyıları dışında yaşamayanlar – 1859 yılından ve öncelerinden beri Rusya yurttaşları konumunda idiler; Rusya’ya bağlanmış halklardan biri de büyük bir Adıge topluluğu (kabilesi) olan Abzahlardı. Çar’ın gizli toplantısında, Abzahlarla 1859 yılında varılmış olan ve Abzahları Rusya yurttaşlığına kabul eden anlaşmanın iptal edilmesi, Abzahlardan isteyenlere Belaya – Laba ırmakları arasındaki düzlüklere yerleşme izni verilmesi, istemeyenlerin de Beloreçensk Hattı batısında yaşayan nüfus, Şapsığlar, vd ile birlikte Türkiye’ye gönderilmeleri kararı alındı. Abzahların tabutuna da son çivi çakılmıştı. Ancak karar, taktik nedenlerle üç ay gizli tutuldu ve Çar böyle bir karar yokmuş gibi davrandı ve Adıgelere/Abzahlara yalanlar söyledi, vaktinden önce yeni bir “Adıge birliği” kurulmasına fırsat tanımak istemedi. bk -https://mefenef.com/adigelerin-tarihini-anlatan-yazar….
Eylül 1861’de, şimdiki Adıgey’in Mıyekope rayonu Mamırıkuaye (şimdi “Novosvobodnaya köyü”) mevkiinde karar, bizzat Çar’ın kendisi tarafından, kaygılı bekleyiş içindeki yurttaş Abzahların temsilcilerine tebliğ edildi, şimdi Abzah, Rus’a güvenmiş olmanın cezasını çekecekti; “her zaman olduğu gibi”, her olayda olduğu gibi, yurtdışı edilme kararının “sorumluluğu” yine Abzahlara ya da Adıgelere yüklenecekti.
Sonuç olarak, “Rusya yurttaşlığından atılan” Abzahlara, Şapsığlar gibi Türkiye yolu görünmüş oldu.
Soçi Meclisi’nin açılması.
Kafkasya’dan atılma kararı kuşkusuz öğrenilmiş olmalı ki, düş kırıklığına uğrayan Abzahlar 1848 yılı öncesinde olduğu gibi, Şapsığlara dönüş yaptılar. Abzah, Şapsığ ve Vıbıh temsilciler 25 Haziran 1861’de (eski takvim – 13 Haziran 1861) Soçi’de bir parlamento ve ortak bir yönetim kurdular – Soçi ya da “Büyük Özgürlük Meclisi” yönetimi – (“Ŝhafitnığem yı Xeseşxo”) adını verdikleri bir ulusal meclis yönetimi kurdular, ama çok geç kalmışlardı. Bu meclis 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılacak olan BMM’ne rol model olmuş olabilir, çünkü BMM kurucuları içinde aktif Çerkesler, Mustafa Kemal’in Çerkes arkadaşları vardı ve her iki meclis, oluşturulma yönünden birbirine benziyordu.
Meclis binası ve eklentileri (ana bina, cami, ikametgah, konuk ve muhafız birliği binaları, vb kıyıya yakın bir yerde inşa edilmişti. Bu bir bir hataydı. Nitekim, Abhazya Suhumi’den kalkan küçük bir tekne ile gelen bir Rus deniz komando müfrezesi Meclis binası ile eklentilerini ateşe verip yaktı. Saf Adıgeler gafil avlanmış, alay konusu olmuşlardı, ama zeki, kurnaz, deneyimli ve ileri görüşlü bir lider olan Mustafa Kemal, işi şansa bırakmamış, direniş merkezini kıyıda değil, ulaşılması zor, içerideki Ankara kasabasında kurmuştu.
Kovulma nedeni ve yapılan uygulamanın niteliği
Aslında Adıgelere uygulanan işlem sürgün de değil, daha fazlası; bir ulusu ülkesinden bir üçüncü ülkeye zorla göç ettirme, kovma (deportasyon=ülke dışı etme), dağıtma ve ülkesinden temizleme (ethnic cleansing – etnik temizlik) vesoykırım olayıdır.
Emperyalist bir amaç ve yayılma adına uygar bir ulus olan Adıgeler – kapalı bir alanda – katlediliyor ve ülkesinden atılıyordu. Toprağa el konulmakla yetinilmiyor, o toprakta yaşayan uygar ve kültürlü bir halk da silah gücüyle kovuluyor ve Osmanlı topraklarının farklı köşelerine dağıtılıyordu.
Sürgün (exile), bilinen bir ceza ve yaptırımdır; tarihte bildiğimiz Yahudi (M.Ö. 538; MÖ 139, M.Ö.19) Endülüs Müslümanları (1492) ile İspanya Yahudilerinin (31 Mart 1492) kovulmaları gibi olaylar yaşanmıştır, Adıgelerinki hepsinden daha acımasızı olanıdır. Sürgünün bir süresi, sonu ve dönüşü olan bir ceza yaptırımıdır ve ucu açıktır. Kovulmada ise, ayrılışın dönüşü söz konusu değildir.
Ruslar ve işbirlikçileri ulusun yok edilmesi olayını önemsizleştirmeye çalışıyorlar: Bazı bilgisiz ya da apolitik kişiler de Kuzey Kafkasyalıların % 40 kadarı sürgüne tabi tutulmuştur diyorlardı. Kuzey Kafkasya tek ulus muydu? Sürgüne tabi tutulanlar Karadeniz yöresi Adıgeleri dışında kimlerdi? ..
1859’da bir anlaşmayla Rusya tarafından Abzahlara verilmiş olan yurttaşlık hakkı Eylül 1861’de hukuka aykırı biçimde fiilen geri alındı, ama Bjeduğ, K’emguy, vd küçük feodal kabilelere verilen yurttaşlık statüleri devam etti. Büyük bir topluluk olmaları, bir ruhban sınıfı (yefendiler-mollalar) tarafından yönetilmeleri, devlet örgütlenmesine yatkın olmaları, vergi vermeleri ve Karadeniz kıyısına yakın bir yerde yaşamaları gibi nedenlerle; yerlerinde kalmaları durumunda, Abzahlar Rusya’nın geleceği için tehlike oluşturacaklardı; özellikle Adıge topraklarına Rusların yerleştirilmeleri sürecinde sorun yaratacakları kuşkusuzdu. Bu gibi stratejik ve jeopolitik değerlendirmeler yapılmış olmalı. Bu bakımdan Abzahların sosyal ve ekonomik yapılarının tahrip edilmesi ve tehlike yaratmaktan çıkarılmaları gerekiyordu.
Rus bilinçli hareket ediyordu. Zavallı Adıgeler ise kendilerini bekleyen korkunç sonun yeterince farkında değildiler. Fanatik – dindar tabaka Ruslara kafa tutulmasını savunuyor, eleştiriye izin vermiyordu. 1840’da dolduruşa gelmişler, heyecanla Rus kale ve karakollarına, istilacı Rusları defetmek için genel bir taarruz düzenlemiş ve büyük bir kayıp vermiş ve ünlü komutan Hacı Kızbeç’i de yitirmişlerdi (1840).
Dikkat edilirse, günümüzde ABD, İngiltere ve İsrail tarafından Gazze‘de uygulanmış olan yok etme siyasetine (vahşete) Gazzeliler boyun eğmiyorlar, çünkü bilinçlenmiş ve örgütlenmiş bulunuyorlar. Ayrıca yanlarında büyük bir dünya kamuoyu gücü de vardı. Çin, Hindistan, Rusya, Güney Afrika ve Brezilya Gazzelilere arka çıkıyordu. Adıgelere yardım eden yoktu, yine de 8-9 bin kişilik küçük bir kesim, 1864 yılı sonrasında daağlara çekildi ve ülkesinden ayrılmayı reddetti, bunların ana kitlesi 1865 sonbarında katledildi, arta kalanlar 10-15 yıl daha direnmişti.
Bunun dünyada başka örneği var mıdır?..
Sonunda, 1870 ve 80”lerde Rusya ile anlaşmaya varıldı, Karadeniz kıyısındaki Çerkesler diledikleri yerlerde küçük dağ köyleri kurma hakkını elde ettiler.
Böylece Karadeniz ilindeki Çerkes (Şapsığ) sayısı 1897 Rusya genel nüfus sayımında1.939 kişiye ulaştı. 2021v yılı sayımına göre sayı 1.914.
Sürecin gelişmesi
1860’da Ruslar, Belaya (Şhaguaşe) Irmağı sağ yakası boyunca, güneyden kuzeye, Maykop Kalesinden Kuban Irmağına değin uzanan, üzerinde kale, karakol ve gözetleme kuleleri (çeşane- gece gözü) bulunan ve Beloreçensk Hattı adını verdikleri stratejik bir askeri yol (müstahkem hat) inşa ettiler. Aslında hattın Abzah – Şapsığ sınırında kurulması gerekiyordu.
Abzahlar niyet okuyamamışlardı ya da çaresiz idiler.
Rusya emperyalist ve yayılmacı bir devletti; amacı, kendi devlet düzenine (feodal toprak sahipliği düzenine) ters düşen bir kitleden, sınıfsız-demokrat Adıge nüfusundan kurtulmak, verimli ve stratejik Adıge-Çerkes topraklarına bedelsiz el koymak ve yeni bir Rus ülkesi (Novorossiya) yaratmaktı.
Nitekim, Beloreçensk Hattı’nın batısında yaşayan Çerkeslerin Türkiye’ye göç ettirilmeleri içerikli 10 Mayıs 1862 tarihli hükümet kararı yürürlüğe sokuldu, kararı uygulama görevi de General Evdokimov komutasındaki Kuban Ordusu’na verildi.
Gazze’de olduğu gibi, büyük devletlerin müdahaleleri olmadığı sürece yapacak şey kalmamıştı. Yine de Şapsığ ve Abzahlar umutsuzca direnişlerini sürdüreceklerdi.
Batılı ülkeler için Çerkesler, Rusya ile çatışmaya değmezdi, Çerkesler fakir kimselerdi, Osmanlılar ise 1828-1829 savaşında gerekli dersi almışlardı. Ama saf Adıgeler (Şapsığlar, vd) bunun muhakemesini yapamıyor, kullanılıyorlardı.
Çerkesler kof bir devlet olan Osmanlı’dan medet (yardım) umuyorlardı, Osmanlı Çerkeslerin Ruslarla uzlaşmalarını önerecek yerde, fırsatçı bir taktikle el altından savaş kışkırtıcılığı yapıyor, gaz veriyordu.
Beloreçensk Hattı ile Karadeniz arasındaki topraklarda Abzahların çoğu ile Natuhay, Şapsığ, Vıbıh ve Cıhlar-Cigetler yaşıyorlardı. Natuhay1860 yılından beri Rus yönetimindeydi. Ruslarla savaşa katılmayan ve tarafsız kalan Cıhlar (Cigetler) da Gagra yöresinde yaşıyorlardı (Dil bilgini Prof. Dr. Bırsır Batırbıy’a göre Cıhlar Şapsığca konuşan ve Şapsığlaşmış bir topluluk idiler).
Sürülmeyenler ya da kovulmayanlar
Kuban’da, Belaya (Şhaguaşe) Irmağı ya da Beloreçensk Hattı doğusunda yaşayan ya da oraya göç etmiş olan ya da orada eskiden beri oturan Çerkesler, 1864’te Türkiye’ye gönderilmekten “kurtuldular”. Bunlar da Bjeduğ, K’emguy, Besni, Hatukay, Mehoş, Yegerıkoy, Mamhığ, vb idiler. Sürgün dışı (muaf) yer kapsamında olan yerlerin çoğu bölümünde bugün Adıge Cumhuriyeti bulunuyor.
Ruslar 1860’larda Doğu Kuban’a yerleşmek isteyenlere (iç sürgünü kabul eden Abzahlara, vb) şöyle diyorlardı: Doğu’ya doğru yürü, Belaya Irmağını geç, ama daha doğudaki Laba Irmağını geçme ve bu iki ırmak arasında bir yerde yetkililerce gösterilecek bir yere yerleş. Yerleşmek için küçük ve dar bir alan gösterilmişti ve Adıge yerleşimcilere çok az toprak veriliyor (Adıge ailesine 7 desyatin-76 dönüm, Rus yerleşimciye 33 desyatin- 360 dönüm) ve çifte standart uygulanıyordu (Kadircan Kaflı, Kuzey Kafkasya, 1942).
10 Mayıs 1862 tarihli etnik temizlik ve deportasyon (sınır dışı etme) kararı, izleyen iki yıl boyunca süren kanlı bir operasyonla (soykırım savaşı ile) tamamlandı, Amerikalı bilim insanı Dr. Walter Richmond’ın Tiflis’teki askeri arşiv belgelerine dayalı araştırmalarına göre 625 bin Adıge (Çerkes), Evdokimov’un savaşa bağlı operasyonları sonucu öldü, sağ kalan Çerkesler ise gemilere bindirilerek karşı kıyıya, Türkiye’ye gönderildi; Türkler, bu nüfusu Batum’dan, Samsun’a ve Romanya Köstence’ye değin uzanan Karadeniz limanlarında kurulmuş olan kamplara aldılar, daha sonra kamplardan yakın yerlerdeki ova ve düzlüklere, özellikle de boş durumdaki Tuna Nehri boylarına dağıtarak yerleştirdiler. Böylece Balkanlarda büyük bir Çerkes nüfus birikimi oluştu.
Devlet bu yeni göçmenlere konut, tapulu toprak, hayvan ve tarım aletleri verdi, üretici olana dek 2-3 yıl para ve gıda yardımı yaptı.
1864 yılı kovulma olayı sonrası Kafkasya’da durum
1864 yılı ve sonrasında Kuban ilinde 100 bin kadar Dağlı’nın kaldığı Rus kaynaklarında yazılıyor, ancak bu sayıya, resmi göç ettirme politikası uygulanmayan Kuban ilinin Batalpaşinsk ilçesi Karaçay, Kabartay ve Abazin nüfusu da dahil edilmiş olmalı. Bunları çıkardığımızda 51 bin (Hotko Samir) ile 80 bin (Abreg Almir) gibi tahminlerle karşılaşıyoruz. Rus tarihçi Dubrovin‘e göre, 1880 yılında Kabartay, Karaçay ve Abazinler hariç Kafkasya’da (Kuban oblastında) 60 bin kadar Adıge nüfus kalmıştı.1864 yılı sonrası, özellikle 1897 yılı Rus nüfus sayımı sonucu Adıge-Çerkes nüfusu için bk. – https://mefenef.com/cerkesler-21-mayis-1864ten-gunumuze2…
Batı Kuban’daki (Beleroçensk Hattı batısındaki) topraklardan yaptırılan 10 Mayıs 1862 tarihli göç ettirme kararının uygulamasına Aralık 1864’te son verildi, karar 1867’de iptal edildi (Ali-Hasan Kasımov, “Çerkes Soykırımı”).
1874 yılı ile birlikte bölgedeki askeri harekâta ve askeri rejime son verildiği yazılıyor.
Öte yandan o tarihe değin, göçe tabi tutulan Beloreçensk Hattı batısındaki topraklar, en az 9 – 10 yıl boş ve sivil yerleşime kapalı tutuldu, sonuç olarak bol yağışlı olan yöre toprakları diken, çalı ve sarmaşıklarla kaplandı, yabanıllaştı, eski ekili yerler belirlenemez, arazi geçilemez oldu, buraları yerleşimciler açısından ilgi çekici yerler olmaktan çıktı.
Bir de dağlarda direnmekte olan ve Rusların “uçan haydutlar” dediği Şapsığların ya da Hakuçların direnişleri de vardı. Direnişçiler nedeniyle Rus yerleşimciler Adıge toprağına, özellikle içerilere, derinliklere yerleşmekten kaçınıyorlardı. Rus Hükümeti ise o gibi yerleri bir an önce Rus nüfusla doldurmak, Ruslaştırmak ve yeni bir Rus ülkesi (Novorossiya) yaratmak istiyordu.
Bu durum Rusları Şapsığ direnişçilerle barış görüşmeleri yapmaya, ödünler vermeye ve uzlaşmaya zorladı:
Türkiye’ye göç etmeyen Şapsığların bir kısmı, (1865’te 8-9 bin kadarı), yukarıda değindiğimiz gibi dağlara ya da sık ormanlara sığınmış, çok zor koşullar altında, yabani meyve, bitki ve bitki kökleri yiyerek (ABD Kızılderilileri gibi), av hayvanı ve balık avlayarak ayakta kalmaya çalışıyor, mağaralarda saklanıyor ve gerilla savaşı veriyordu. Bazı Şapsığlar da Türkiye’ye göçmen taşıyan gemileri kaçırdıkları için Kafkasya’da kalmış ve kamplara tıkılmışlardı. Bir örnek olarak bk. – https://mefenef.com/bir-koyun-tarihi-4644.html;
Bir kısım Şapsığ da Doğu Kuban’a/ Beloreçensk Hattı doğusuna geçip ya da zaten o alanda yaşıyor olmaları nedeniyle dış göçten muaf olmuş ve yeni bir yaşam kurmuştu. Bunların torunları bugün Adıgey’de (AC) yaşıyorlar (4 köy).
Şapsığ direnişçiler ve anlaşma
1874 yılı sonrasında, kademeli olarak, yöredeki askeri yönetime son verilmesi ve sivil yerleşime izin çıkması üzerine, dağlardaki direnişçilerle resmi makamlar arasında görüşmeler ve uzlaşmalar sağlandı. Bu oluşumda ılımlı bir kişilik olarak tanınan Kafkasya Genel Valisi ve Kafkas Orduları Başkomutanı Grandük [Veliaht Prens] Mihail Nikolayaviç‘in olumlu katkılarının olduğu söylenebilir. Anlaşmaya göre, düze inecek ve silah bırakacak olan Şapsığ direnişçiler kovuşturulmayacak, diledikleri yerlerde küçük dağ köyleri kurabilecek ve istediklerini köylerine alabileceklerdi. O zamana değin Kuban oblastında Adıgelere küçük köy kurma izni verilmiyordu.
Anlaşma gereği bu yerler [şimdiki Soçi kenti ve Tuapse rayonu dağlık alanları] Şapsığların yerleşimine ayrıldı. Şapsığlar bir bakıma Rus makamlarına kendilerini kabul ettirmiş oldular. Yine de Şapsığlar [güvenlik gerekçesiyle] kıyı bandına yerleşmeyeceklerdi. Şapsığlar Türk yanlısı ve sakıncalı bir nüfus olarak değerlendiriliyordu. Bu konuda daha çok bilgi için bk. T.V. Polovinkina, “Çerkesya Gönül Yaram” kitabı.
Şimdi çok az sayıda olan Şapsığ nüfusa, bir istisna olarak ve bir anlaşmayla, Karadeniz kıyısı dağlarında barınma ve küçük köyler kurma izni verilmişti.
Kıyı boyundaki dağlardan inen direnişçiler ile kamplarda ve kıyıdaki Kazak kasabalarında geçici olarak barınanlar ve Kuban’dan dönen Çerkes aileler bir araya gelerek şimdiki küçük Şapsığ dağ köylerini kurdular; böylece 1870 – 1880’lerde, “Şapsığlar” kitabına göre de 1886 yılı ve sonrasında, Kuban Adıgeleri kitlesel olarak Türkiye’ye göç ederken, bir paradoks olarak bugünkü Karadeniz dağlarında yeni bir Kıyıboyu Şapsığ ya da Karadeniz kıyısı Şapsığ toplumu oluşmuş oldu (s. 11). Dağlarda direnen Şapsığlarla (Sahil Adıgeleri ile) Rus Hükümeti (Grandük Mihail Nikolayeviç) arasında, şimdiki Soçi ve Tuapse dağ vadilerine Şapsığların serbestçe yerleşmeleri, diledikleri yerlerde köyler kurmaları ve istediklerini köylerine almaları konulu bir uzlaşma sağlandı.
Bir başka kayıt: “1874’te Rus müfrezeleri dağlarda saklanan Çerkesleri takip etmeyi bıraktı. Çerkeslerin Karadeniz kıyısındaki dağlık bölgeye yerleşmelerine izin verildi” (bk. – Калеж – wikipedia).
Tarihi değerlendirme farklılıkları, Rus birliklerinin bölge topraklarından kademeli olarak çekilmiş, uzlaşmaların değişik tarihlerde gerçekleşmiş olmaları gibi nedenlere bağlanabilir.
Şapsığ nüfusu
1897 Rusya resmi genel nüfus sayımına göre, Karadeniz ilindeki (guberniya) Çerkes (Şapsığ) nüfusu 1,939 idi (2021 sayısından çok), sayı 1926 sayımına göre 3,777 oldu (s. 11). Sayılar pek de inandırıcı değil; Rus mobbingi nedeniyle, bir bölüm Şapsığ kimliğini gizlemiş olmalı.
2010 yılı sayımı verilerine göre Soçi ve Tuapse rayonlarında yaşayan Adıge+Şapsığ+Çerkes sayısı: Soçi – 4,778 + Tuapse – 4,183 = 8,961 idi. Karadeniz kıyısında yerleşik olarak Şapsığlar yaşadığına göre, bu 9 bin nüfusun 3,882 kadarı Şapsığ adıyla listeye geçirilmiş, diğerleri Adıge ve Çerkes cetvellerine aktarılmış, birçoğu da yok sayılmış olmalıydı… .
Daha tuhafı: 10 yıl önce yaklaşık 9 bin Adıge- Şapsığ’ın yaşadığı Soçi ve Tuapse’deki toplam Şapsığ sayısı 2021’de 1,914 imiş?..
Kıyıboyu Şapsığe’de bugün Şapsığların toplu olarak yaşadıkları 24 yerleşim yeri (kent, belde ve köy) bulunduğu söyleniyor, nitekim Şapsığ Adıge Xase’sinin 24 yerleşim yerinde şubeleri bulunuyor…
Özet bir tarihi bilgi, 1917 Şubat devrimi ve sonrası:
1917 yılı öncesinde, Çarlık Rusya’sında, Şapsığlar Karadeniz ilinde (guberniya); Adıgeler Kuban ilinde (oblast); Kabartaylar ve diğer Dağlı toplulukları da Doğu Kuban, Terek ve Dağıstan illerinde (oblast) yaşıyorlardı. Kuzey Kafasya’da 3 oblast ve bir guberniya vardı.
Şubat 1917’de savaşta iyice yorulan Çarlık Rusya’sında ilk devrim gerçekleşti, Çarlık rejimi çöktü ve Geçicibir Merkezi Hükümet kuruldu. İllerde de Geçici Hükümete bağlı geçici – sivil il yönetimleri (yerel hükümetler) oluştu. Kuzey Kafkasya’da Dağıstan ve Terek illerinde Dağlı (Müslüman) yönetimi kuruldu, yönetim giderek Dağlı Yerel Hükümeti adını aldı, Kuban ve Karadeniz illerinde de yerel Kazak Hükümeti kuruldu, Adıgeler ve Şapsığlar Kazak Hükümeti (sonraları “Kuban Halk Cumhuriyeti) içinde birer azınlık konumunda düştüler.
Savaşın sürdürülmekte olması nedeniyle Rusya genelinde halk sıkıntı, yokluk ve açlık içindeydi, cepheden her gün ölüm haberleri geliyordu. Halk bir an önce bu emperyalist (kirli) savaşa bir son verilmesini ve sorunlarına çözüm bulunmasını istiyordu.
Mevcut Geçici Hükümet ise halktan gelen taleplere kulak asmıyor, faşist generallerin etkisinde savaşı sürdürüyordu.
Bolşevikler (sosyalistler) ise ‘savaşa hayır’ diyor ve giderek güç kazanıyorlardı.
Sonunda Bolşevikler barış, iş ve ekmek sloganlarıyla harekete geçtiler, Bıtırbıf’da (St.Petersburg) deniz piyadelerinin desteğiyle iktidara el koydular – 7 Kasım 1917. Bıtırbıf ve Moskova’da Bolşevik silahlı işçi müfrezeleri (komiteleri) oluştu, devrimin önderi V. İ. Lenin başkanlığında devrimci (Bolşevik) bir hükümet kuruldu. Bu olaya “Büyük Ekim Devrimi” ya da “Büyük Oktobr İnkılabı” deniyor. 1871 Paris Komünü’nden sonra, ilk kez bir ülkede bir sosyalist devlet ve iktidar oluşmuş ve bir emperyalist devlet çarkı parçalanmış oldu.
Lenin Hükümeti bir kararname yayımlayarak toprağa el konduğunu, toprağın, Fransız devriminde olduğu gibi toprak baronlarından alınıp topraksız köylüye dağıtılacağını, büyük sanayi kuruluşları ile fabrikaların, banka ve madenlerin kamulaştırıldığını, eşitlik ilkesi temelinde, her ulusun kendi geleceğini belirleme hakkının ve inanç özgürlüğünün tanındığını, her ulus ya da ulusal azınlığın kendi toprağında bağımsız ya da özerk devletini ve yönetimini kurabileceğini ilan etti.
Kararname kuşkusuz bir Adıge topluluğu olan Şapsığları da kapsıyor, tüm uluslara ve ulusal azınlıklara bağımsızlık ve özerklik yolunu açıyordu.
Büyük toprak sahiplerinin egemen olduğu taşra, – Kuzey Kafkasya da dahil -, Bolşevik ya da işçi-köylü iktidarına karşı ayaklandı. Ancak Rusya’nın kalbi ve asıl güç motoru olan büyük sanayi merkezleri, işçi sınıfı ve toprağa yeni kavuşmuş olan köylüler sosyalist iktidardan yana oldular.
***
1860’larda ABD’de sanayileşmiş Kuzey; köleci ve tarımcı Güney eyaletlerini yenmişti. Denklemde Kuzey gelişmişliği, modernliği, eşitliği ve özgürlüğü temsil ediyor; Güney ise eşitsizliği, baskıyı ve köleciliği savunuyordu. Milyonlarca Siyahi nüfus boğaz tokluğuna pamuk, şeker kamışı ve tütün tarlalarında, kızgın güneş ve kırbaç altında köle işçi olarak çalıştırılıyordu.
Rusya’da da benzeri bir hareket yaşandı, tek fark ABD’de eşitliğin kısıtlı ve yarım, Rusya’da ise, şimdi (1917’de) tam olarak tanınmış olmasıydı. ABD’de toprak “baronlarda” kaldı, siyahi nüfusa, eski toprak kölelerine toprak verilmedi, ırk eşitsizliği ve fiili kölelik 100 yıl daha sürdü; ABD’de ancak 1962’de siyahilere sandıkta oy hakkı (fiili eşitlik) tanındı; Rusya ise, 1917 devrimi sonucu, 1789’da Fransa’da olduğu gibi toprak kilise ve baronlardan alınıp köylüye verildi.
Kuzey Kafkasya Bölgesi
Kuzey Kafkasya’ya geldiğimizde, Terek ve Dağıstan oblastlarının yerli bölümlerini kapsayan Dağlı Hükümeti, Merkezi Hükümete (Bolşeviklere) karşı Kuban ve Don Kazak Hükümetleri ile ittifak kurdu, ama yenilip dağıldılar; Mart – Nisan 1918’de Kuzey Kafkasya’nın tamamı Bolşevik (Merkezi Sovyet) yönetimi altına girdi; Dağlı Hükümeti temsilcileri Alman ve Osmanlı devletlerince tanınmış olan Menşevik (anti-Sovyet) Gürcistan’a sığındılar (Mart-Nisan 1918). O sıralarda Adıgeler apolitik idiler ve olaylara ilgi duymuyorlardı.
Petrol milyoneri Tapa Çermoyev önderliğindeki anti-Bolşevik ve dağılmış eski Dağlı yerel Hükümeti’nin sürgündeki temsilcileri Osmanlı Hükümeti yönlendirmesiyle 11 Mayıs 1918’de Batum’da “Kuzey Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti” (kısa adı – Dağlı Cumhuriyeti) adı altında ve kâğıt üzerinde bağımsızlık ilan ettiler. İngilizler karşısında büyük bir gerileme yayan Türkler (İttihatçılar) hâlâ yayılma umutlarını yitirmemişlerdi. Bunun için bir tümen taze askeri elde tutuyorlardı.
Kuzey Kafkasya’nın ardından Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan da bağımsızlık ilan ettiler (26 ve 28 Mayıs 1918).
Petrol nilyoneri Tapa Çermoyev karşı devrimci kadroları finanse edenlerin başında geliyordu. Tapa zengin bir Çar generalinin oğluydu.
Osmanlı birlikleri, Gürcistan üzerinden Azerbaycan’a, ardından Dağıstan’a sarktılar, dağılmış olan Dağlı Hükümeti’ni canlandırmaya çalıştılar. Ancak 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi gereği yenik Osmanlılar Kafkasya’yı boşaltmak zorunda kaldılar.
İç Savaş
Kuzey Kafkasya Batılı emperyalist devletlerin desteklediği, para, asker ve silah yardımı yaptığı General Denikin kuvvetlerinin ya da Beyazordu’nun işgaline uğradı. Bolşevikler Kuzey Kafkasya’dan çıkarıldı. Beyazlara karşı Çeçenya ve Dağıstan’da sadece Dağıstanlı (Avar) Şeyh Uzun Hacı direndi, diğerleri beyazlarla birleştiler. Dağlı Hükümeti ve Dağıstan İmamı Necmettin Gotsinski General Denikin’le birleşti. Bu yüzden Uzun Hacı, İmam Necmettin Gotsinski için “Ben onu imam yapmak istedim, ama o, İvan [Rus] oldu” diyecekti. Kızılordu karşısında beyazlar ve müdahaleci yabancı askerler yenildiler ve Mart 1920’de Kırım üzerinden kaçış biçiminde Güney Rusya’yı terk ettiler.
Dış yardım ve para kesilince beyazordular dağılmıştı.
Bu gelişim Türkiye’deki milliyetçi Kemalist Harekete alan açtı. Rus iç savaşında Beyazları destekleyen İngiliz ve Batılı müttefikler Karadeniz’den çekildiler, İngilizlerin Yunanlılara verdiği destek de frenledi, Mustafa Kemal süreci iyi okudu. Mustafa Kemal’e Karadeniz’de geniş bir alan açılmış, Padişah hükümeti İngiliz korumasında İstanbul’a tıkılmış oldu… 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi toplandı ve bir Meclis Hükümeti (İcra Vekilleri Heyeti) kuruldu. Bolşevikler Karadeniz yoluyla dost Ankara Hükümetine silah, mühimmat, tıbbi malzeme, giyecek ve para yardımını başlattılar.
Rusya vee Batı, arada, Bolşevik olmayacak tampon bir Türkiye bulunmasını istiyordu. Mustafa Kemal süreci iyi idare etmeyi bildi, Padişah’a sadık diğer tutucu paşaların aksine Mustafa Kemal’in geniş bir görüşü ve politik bir bilinci vardı, o, bağımsız ve Türk kimlikli ve Hıristiyan nüfusundan arındırılacak bir devleti istiyordu, ama bunu belli etmiyor, adım adım ilerlemeye bakıyordu. İslamı da bu çerçevede ve yedek bir güç olarak ele alınacaktı..
Yusuf Suad Neğuç’un o sıralardaki durumu:
1930 yılındaki Rus savcılığı ifade tutanaklarından ve sanık ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla, Düzceli Dr. Neğuç Yusuf Suad’ın 1918 yılında Tiflis’te Osmanlılarla buluştuğunu, onlarla birlikte Bakü ve Dağıstan’a gittiğini, “Karadeniz kıyısı Şapsığlarını temsilen” Dağlı Cumhuriyeti Meclisi’ne milletvekili olarak kabul edildiğini öğreniyoruz. Bunu da Tümen komutanı Yusuf İzzet Paşa’ya (1876-1922) borçlu olmalı. Bundan daha geniş olarak daha sonra söz edeceğiz. Ayrıca Mefenef.Com’daki “Düzce’den Kafkasya’ya “Gerçek Bir Dönüşçü’nün Öyküsü” Yusuf Suad Neğuç” başlıklı yazımızda ve Av. Sefer E. Berzeg‘in aynı adlı kitabında daha geniş bilgi vardır.
Sovyet iktidarı dönemi:
Mart 1920’de Sovyet Rusya’da özerk cumhuriyet ve bölgelerin kuruluşu devam ediyordu, örneğin 1916’de Başkurdistan, 1920’de de Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu, Moskova’da Kuzey Kafkasya halklarına özerklik verilmesi ilke kararı alındı: 20 Ocak 1921’de Rusya’ya bağlı Dağıstan ve Dağlı özerk sovyet sosyalist cumhuriyetleri kuruldu; Karaçay, Balkar, Oset, İnguş, Çeçen ve Kabartaylar Terek ili yerinde kurulan Dağlı Özerk Cumhuriyeti içinde yer aldılar. Kuban’ın Batalpaşinsk ilçesi (bugün “Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti”) Çerkes (Kabartay, Besnıy) ve Abazinleri de seçimlerini Kuban Adıgelerinden ayrılma ve Dağlı Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne katılma yönünde kullandılar (Şapsığlar kitabı, s. 27).
Böylece Batalpaşinsk ilçesi Kabartay (Çerkes) ve Abazinleri Kuban ili Dağlı Bölümünden kendi seçimleriyle ayrıldılar. Tercih hakkı tanınmayanlar Tuapse yöresi Şapsığları olacaktı. Rusya’daki resmi işlemler Çerkes (Adıge) ve Kabartay (Kabardin) etnik adları üzerinden yürütülüyordu, 1922’de Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesi’nden dışlanmış olma sonucu Şapsığ etnik adı da fiili olarak gündeme gelecekti.
Kafkasya’da etnik sorunları çözülmemiş olarak Kuban Adıgeleri kalmıştı. Adıgeler Orta Kuban Solu (Yekaterinodar ilçesi) ile Orta Laba Solunda (Maykop ilçesi) ve Karadeniz kıyısında Tuapse yöresinde (ilçeyaşıyorlardı.
Sovyet iktidarı üzerine Kuban ve Karadeniz illeri birleştirildi, Kuban-Karadeniz ili (oblast) kuruldu; il yönetimine bağlı bir Dağlı bölümü de oluşturuldu, bölümde Tuapse Adıgeleri de (Şapsığlar) temsil ediliyordu. Dağlı bölümünün yetkileri ve statüsü giderek artırıldı ve bir tür il statüsüne yükseltildi. Bölüm Başkanı Sihu Seferbıy idi, Dr. Neğuç Yusuf Suad da Dağlı bölümü yürütme kurulu yedek üyeliğine seçilmişti (Şapsığlar kitabı, s. 27).
Dağlı bölümü, Neğuç Yusuf Suad’ın önerisini benimseyerek, bu üç ilçedeki Adıgeleri içine alacak ve başkenti Tuapse olacak özerk bir ‘Çerkes Özerk Cumhuriyeti’ kurulması için Moskova’ya başvuruda bulundu. Moskova, arada uzak mesafe bulunduğu gerekçesiyle, Tuapse Adıgelerini (Şapsığları) diğer iki Adıge yöresinden ayırdı, 27 Temmuz 1922’de Orta Kuban ve Orta Laba solundaki Çerkes yerleşimlerini içine alan bir “Çerkes (Adıge) Özerk Oblastı” kuruluşu adına onay verdi. Böylece Adıgelerin üç sacayağından biri kopmuş oldu.
Adıge Özerk Oblastı (Bölgesi)
Yeni özerk bölge (oblast) Kuban ve Laba ırmakları solunda bir şerit halinde uzanan, 300 km uzunluğunda, 22-45 km genişliğinde ve 2,660 km. kare yüzölçümünde küçük bir yöreydi, nüfusu 100 bin dolayındaydı ve yarı nüfusu Çerkes (Adıge), kalanı ya da yarı nüfusu Rus ve Kazak (Ukraynalı) idi. Az sayıda Adıge Ermenisi de vardı [Adıge Ermenileri – Yermelxer, Adıgece konuşuyor, Adıge kültür, gelenek ve göreneklerine bağlıdırlar ama Ortodoks Hıristiyandırlar]. Özerk bölgenin başkenti Krasnodar kenti idi. (Şimdiki Adıgey – 7,792 km. kare, 500,500 nüfus ve başkenti – Maykop).
Sorun asıl bundan sonra patlak verdi: Adıgelerin üç sacayağından biri (Tuapse) koparılmış, topal ördek misali bir özerk bölge kurulmuştu. Anlaşılan Rus Sovyet liderler Adıgelerin toparlanmalarını istemiyorlardı. Sonuç olarak Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesi dışında ayrı ve küçük bir Şapsığ ulusal kimliği de fiilen ortaya çıktı. O zamana, dahası 1959 yılı sayımı öncesinde, Çerkeslere ilişkin resmi işlemler, yukarıda da değindiğimiz gibi, Çerkes (Adıge) ve Kabartay adları üzerinden yürütülüyordu; 1959 nüfus sayımında Çerkes ve Adıge ayrımı geldi, Çerkes ve Adıge kimlikleri ayrı yazılmaya başlandı. Şapsığ adı ve etnik kümesi ise, Şapsığların 1999’da yerli bir küçük halk olarak resmen tanınması üzerine, 2002 nüfus sayımı cetvellerinde yer alacaktı.
Neğuç Yusuf Suad ve arkadaşları Şapsığların yeni kurulan özerk bölgeden dışlanmış olmalarını ulusa, Adıgelere karşı haksız bir işlem olarak değerlendirdiler ve kınadılar. Kınama ile de yetinmediler.
Şapsığ Cumhuriyeti:
Dışlanma üzerine, 4 Eylül 1922’de Tuapse kentinde III. Şapsığ Kongresi toplandı ve bir anlamı kalmadığı için Tuapse yöresi Adıgelerinin “Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesi”ne (oblast) katılma talebi iptal edildi (kitap, s.37) ve merkezi Tuapse kenti olmak üzere, Cubga yerleşimi kuzeyindeki Pşad Irmağından, güneyde Abhazya sınırına dek uzanan bir alanda 6 Eylül 1922’de, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti içinde yer alacak bir “Şapsığ Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” kuruluşu ilan edildi.
III. Şapsığ Kongresi ve Dr. Yusuf Suad Bey’in konuşmasından bölümler
4 Eylül 1922’de III. Şapsığ Kongresi 32 delegenin katılımıyla Tuapse kentinde toplandı. Kongreyi Kuban-Karadeniz bölgesi (oblastı) yönetimi Başkan (Vali) yardımcısı açtı ve yönetti. Bondarenko Şapsığların bir yıl gibi bir süre boyunca Kuban-Karadeniz Bölgesi’nin Dağlı bölümü yürütme kuruluna bağlı olarak yaşadıklarını, ama Kurul’un Şapsığların sorunlarıyla ilgilenmediğini, Şapsığları kendi hallerine bıraktığını, bu örnekten de anlaşılacağı gibi Şapsığların Tuapse’ye bağlı kalmalarının daha yararlı olacağını savundu.
Kongrede Dr. Yusuf Suad Neğuç da uzun bir konuşma yaptı. Konuşması içinden bazı satır başları, özetle şöyleydi:
– Biz Şapsığlar olarak Kabardey, Abhaz ve Çeçenler gibi özel bir ulusuz.
– Karadeniz kıyı bölgesi en eski zamanlardan beri Şapsığların öz anayurdudur. 1864 yılı öncesi Şapsığ nüfusu 500 bin idi. Çarlık rejimi (ordusu) bizi ezdi, bu nedenle şimdi az sayıdayız. Toprağımız kolonize edildi. Yerleşimcilerin bir çoğu 1918 yılından (devrimden) sonra buraya yerleşmiş olan Ruslardır.
– Zorla ülkeden kovulan Şapsığların ata yurduna geri dönüş yolu açılmalıdır.
– Şu an özerkliğe kavuşmuş olan Kuban’daki Bjeduğ, Kemguy ve Hatukay gibi kabilelerden farklı bir yapımız var, onlar kendi beyleri (pşı, prens) tarafından yönetilmiş olan kabilelerdir.
– Biz Şapsığlar ise, efendisi olmamış olan demokrat bir toplumuz; gerçek anlamda demokrat ve devrimci bir yapısı olan bir toplumuz.
– Bölgemiz işgal edildi, halkından arındırıldı, soyuldu ve talan edildi.
– Rus devrimi emperyalizme savaş açtı, ezilen halklara özgürlük vaat etti ve sözünü tuttu. Sovyet iktidarının biz Şapsığları az nüfuslu diyerek dışlamamasını bekliyoruz.
– Şapsığlar olarak, Kuban-Karadeniz Bölgesi (ili) Dağlı bölümünde temsil edildik, Kuban-Karadeniz Bölgesi Dağlıları III. Kongresi bütün Dağlıları (Adıgeleri ve Şapsığları) içine alacak ortak bir özerk yönetim talep etmişti, talepte bulunan o Dağlı nüfusunun içinde Şapsığlar da vardı. Buna rağmen talebimiz dikkate alınmadı ve yok sayıldık, yeni kurulan “Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesi’nden” dışlandık.
– Bu olumsuz gelişme nedeniyle, Tuapse yöresi Adıgeleri (Şapsığlar) olarak, “Çerkes (Adıge) özerk bölgesine” katılma talebimizi geri çekiyor ve iptal ediyoruz; kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek istiyoruz. Sovyet Anayasası bu hakkı bize veriyor (s. 121-123).
Kongre, Yusuf Suat Neğuç’un önerisini, bir Şapsığ Cumhuriyeti kurulması kararını kabul etti (6 eylül 1922).
Şapsığ Cumhuriyeti’nin ilanı ve sonrası:
Yukarıda belirttiğimiz gibi, 6 Eylül 1922’de Tuapse merkezli bir “Şapsığ Cumhuriyeti”nin kurulduğu ilan edildi, karar örneği onanması için Moskova’ya gönderildi, ancak bir yıl, 1923 yılı boyunca karar Moskova’da ele alınmadı. Durumu öğrenmek üzere Dr. Yusuf Suad Neğuç ile Ali Neğuç Şubat 1924’te Moskova’ya gönderildi. İlgili Bakanlık temsilcileri Şapsığların kendi topraklarında kendi geleceklerini belirleme haklarının bulunduğunu ve durumun inceleneceğini temsilcilere bildirdiler.
Bu arada Şapsığlar aleyhine bir yalan kampanyası (dezenformasyon) başlatıldı: Neğuç‘un ve arkadaşlarının Türk casusu oldukları, gerici-şeriatçı bir devlet kurmak, bu devleti Türkiye’ye bağlamak istedikleri; Rusları Karadeniz kıyılarından kovacakları, Ruslardan gasp edecekleri evlere Türkiye’den getirilecek Çerkeslerin yerleştirileceği… gibisine yalanlar uyduruyorlardı.
Anlaşıldığı kadarıyla Moskova, Şapsığlara üst düzeyden bir özerk bölge yönetimi verme niyetinde değildi. Moskova, yerel Rusların ırkçı tepkilerinden de çekiniyor olmalıydı. Yerel Ruslar ve Kazaklar Şapsığlara özerklik verilmesine karşı çıkıyorlardı, onlara göre Karadeniz yöresi topraklarının tamamı Rusların ve Kazakların toprağıydı, bu nedenle Moskova bir ara formül peşindeydi. Nitekim, bazı sorunları çözmek üzere Moskova’dan “Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesine” gönderilen Rus teknik heyetine Şapsığ sorununu da inceleme ek görevi verildi (Şapsığlar kitabı, s. 40).
Moskova dönüşü, iki ay kadar sonra, Dr. Yusuf Suad Neğuç ile Ali Neğuç ve birkaç Şapsığ aktivist, “halkı Sovyet iktidarına karşı kışkırtma” suçlamasıyla tutuklanıp 29 Nisan 1924’te Ṡemez (Novorossiysk) Cezaevi’ne kondu. Az ve güçsüz olmanın getirisi buydu. Yargılama sonunda ilk iki kişi, 11 Ekim 1924’te 3 yıllığına Sibirya’nın Altay yöresindeki Narım köyüne sürgüne yollandı, diğer tutuklular ise delil yetersizliğinden salındı.
IV. Şapsığ Kongresi ve cumhuriyetten ulusal rayona
Lider kadrosunun tutuklu olduğu bir baskı döneminde IV. Şapsığ Kongresi, Kuban-Karadeniz ili (oblast) yürütme kurulu Başkan yardımcısı (Vali yardımcısı) Bondarenko başkanlığında toplandı. Bondarenko “Şapsığların az nüfuslu ve yoksul bir halk olduğunu, bir özerk bölge yönetimini ve onun bütçe – vergi yükünü kaldıramayacaklarını, özerk bölge talebinden vazgeçmelerinin ve Tuapse yönetimine bağlı kalmalarının kendileri yararına olacağını” söyledi.
Şapsığ konuşmacılar ise, özetle, özerklik sayesinde, “Bir zamanlar Çarlık Rusya’sından sürülen devrimci Şapsığlara anayurtlarına dönüş yolunun açılmış olacağını” savundular: “Çarlık yönetimi Şapsığ toplumunu dağıtmıştı, ama bugün Sovyet Rusya yönetiminin fakirliğimizi ve azlığımızı gerekçe göstermeden bize dost elini uzatacağına inanıyoruz” (..) bizler, bizimle aynı topraklarda yaşayan Çek, Alman, Estonyalı ve diğer halklarla eşitlik ve kardeşlik anlayışı temelinde bir arada yaşamak istiyoruz (s.126) dediler.
Temsilciler Sovyet anlayışına bel bağlamışlardı.
Pasif davranılmayıp ulusal rayon ya da cumhuriyet yerine ulusal okrug ya da özerk oblast gibi daha makul bir statü istenebilir ve diretilebilirdi. Rus buna belki “olur” diyebilirlerdi.
Geçmişte haksızlık yapmışız diyerek Rus’un insafa gelmesi beklenebilir miydi?
Kongre’de 5. dereceden ve çok az yetkisi olan güdük bir “Şapsığ ulusal ilçesi” kurulması kararı alındı. Buna ilçe (rayon) denebilirse tabii?
Çerkeslerin Kafkasya’ya geri dönüşü konusuna dönersek, Rus faşistlerin ve milliyetçilerin hiç istemeyeceği ve zamansız ortaya sürülmüş taktik bir hataydı. Çerkes sorunu günümüzde bile çözülmemiş ve unutulmuş uluslararası bir sorundur.
Ulusal ilçe (rayon), karar alma yetkisi sınırlı özerk bir alt idari birimdir. Rusya’da alt birim olarak değişik yöre birimleri hâlâ vardır. Bazıları 1990’larda kurulmuştur: Omsk oblastında “Azak Alman ulusal ilçesi (rayon)”, idari merkezi Azovo köyü, 1400 km.kare, 25 bin nüfus, Rus oranı yüzde 61.04 (15 bin), Alman oranı yüzde 19.68 (4,9 bin), ilçe 17 Şubat 1992’de oluşturuldu, resmi dilleri Rusça ve Almanca. (https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%90%D0%B7%D0%BE%D0%B2%D1%81%D0%BA%D0%B8%D0%B9_%D0%BD%D0%B5%D0%BC%D0%B5%D1%86%D0%BA%D0%B8%D0%B9_%D0%BD%D0%B0%D1%86%D0%B8%D0%BE%D0%BD%D0%B0%D0%BB%D1%8C%D0%BD%D1%8B%D0%B9_%D1%80%D0%B0%D0%B9%D0%BE%D0%BD).
Bir de Altay Kray’da bir “Alman Ulusal rayonu (Nationalkreis Halbstadt)” vardır, merkezi Halbstadt köyü (1672 n.), nüfusu 15.144 (2021), Ruslar 11.233 (yüzde 74.17), Almanlar 2.831 (yüzde 18.69), resmi dilleri Rusça ve Almanca, ilçe ilkin 1927’de kuruldu, 1938’de kaldırıldı, 1 Temmuz 1991’de yeniden kuruldu. Her iki ilçede de Almanca eğitim verilmekte, (https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%9D%D0%B5%D0%BC%D0%B5%D1%86%D0%BA%D0%B8%D0%B9_%D0%BD%D0%B0%D1%86%D0%B8%D0%BE%D0%BD%D0%B0%D0%BB%D1%8C%D0%BD%D1%8B%D0%B9_%D1%80%D0%B0%D0%B9%D0%BE%D0%BD). her iki ilçede de Rusça ve Almanca gazete yayını vardır. Rusya’da daha başka ulusal rayonlar da vardır.
***
Şapsığlar zulme uğradıklarına göre taleplerini niçin yükseltip özerk okrug istememişler?.. 1991’de de ulusal rayon değil, özerk okrug ya da oblast da (il) diyebilirlerdi.
Bu arada, dikkat edilirse, Çerkes dönüşüne ilişkin, 100 yıl önceki Şapsığ söylemleri ile şimdiki dönüşçülerin söylemleri örtüşüyor. Sosyalist idareyi çözüm için yeterli görüyorlardı. Oysa Lenin “Rusya bir tarihi haksızlıklar ülkesidir, bunların hepsini düzeltemeyiz” diyordu. Şimdiki dönüşçüler de, 1970 – 1980’lerden beri, “Sovyetler sosyalist bir devlet olduğu için Çerkes dönüşüne karşı çıkmayacaktır” (?) diyor, rüya görüyorlar, toplumu yanıltıyor, olmayacak düşlerin peşine takıyor ve düş kırıklığına yol açıyor, alt yapısı (konut, barınma, uyum ve iş garantisi, vs) olmayan soyut bir dönüşü (dönüşçülüğü) savunuyorlardı; 1920’lerin Şapsığları da o zamanki Sovyetlerin “dost elinin kendilerine uzatacağını”, diaspora Çerkeslerine dönüş yolunun açılacağını umuyorlardı.
Oysa, o aşamada sorun, dönüş değil, özerklik üzerine yoğunlaşmalıydı.
Dönüş, daha konforlu bir gelecek, halkta dönüş yönlü bir istek ve koşullar oluştuğunda başarılı olabilirdi
Reel politikada duygusallığa yer yoktur, karşılıklı çıkarlar vardır, verirsin, alırsın, Çerkes Rus’a ne verebilirdi… Kitaplarda yazılı olanların, haklı olmanın her zaman arazide bir karşılığı olmayabilir.
2.
Şapsığ Cumhuriyeti
Şapsığ Cumhuriyeti’ni kurma kararı onanmak üzere Eylül 1922’de Moskova’ya gönderildi, ancak 1923 yılı boyunca uyutuldu, ele alınmadı. Bunun üzerine, durumu öğrenmek üzere Yusuf Suad Neğuç ile Ali Neğuç Şubat 1924’te Moskova’ya gittiler; Neğuç Yusuf Suad, Rusya Milliyetler Halk Komiserliği’nde (bakanlık’ta) Şapsığların cumhuriyet ilanının onanmasını istedi; Bakanlık yetkilileri ise Şapsığ bölgesinin ayrı bir özerk-etnik birim olabileceğini ve kendi geleceğini belirleme hakkının bulunduğunu ilke olarak kabul ettiklerini belirttiler (Şapsığlar kitabı, s. 40); ancak, yukarıda da belirttiğimiz gibi Şapsığ karşıtı bir hava da estirilmişti: Şapsığlar, Vıbıhlar ile birlikte Rus istilasına ve soykırıma karşı sonuna değin direnmiş ve yalpalamamış, Rus bütçe ve askerlerini yormuş olan bir topluluk idiler. Ayrıca daha birkaç hafta önce küçük halkların kararlı bir savunucusu olan Lenin ölmüş (21 Ocak 1924) ve Lenin’in uzun hastalığı döneminde (son 2 yılını felçli olarak yatakta geçirmişti) çok sayıda – 30 bin – eski Beyazorducu (Rus milliyetçisi ve ırkçı) eski subay ve askeri memur Kızılordu saflarına ve devlet kadrolarına alındı, Rus milliyetçiliği yeniden hortlamaya yüz tutmuştu. Bu da aleyhte bir oluşumdu (s. 40 – 41).
Nitekim, bu aleyhte kampanya sonuç verdi, Moskova’dan dönüş sonrası, Dr. Neğuç Yusuf Suad ve bir grup Şapsığ aktivist, inandırıcı olmayan bir gerekçeyle tutuklanıp 29 Nisan 1924’te Ṡemez (Novororssiysk) Cezaevi’ne kondu. Neğuç ve arkadaşlarının “Türk casusu” oldukları söylentileri dolaştırılıyordu. Neğuç Yusuf Suad ve arkadaşı Ali Neğuç, ‘Şapsığ halkını Sovyet iktidarına karşı kışkırtma’ suçundan 11 Ekim 1924’te Sibirya’nın Narım köyüne (şimdiki Altay Kray’da küçük bir köy) 3 yıllığına sürüldü. Diğer sanıklar ise delil yetersizliğinden beraat ettiler (s.42).
Moskova ve ilgili Bakanlık, Şapsığların kendi geleceklerini belirleme haklarının olduğunu ve özerk bir bölge birimi kurabileceklerini açıklamıştı.
Beri yanda, Neğuç Yusuf Suad ve arkadaşlarının tutuklu oldukları ve Şapsığların başsız kaldıkları bir baskı döneminde, 26 – 29 Ağustos 1924’te IV. Şapsığ Kongresi, Kuban-Karadeniz oblastı Başkan (Vali) yardımcısı Bondarenko başkanlığında Tuapse’de toplandı, Kongre’ye üst yönetimin (ilin) yürütme kurulu temsilcileri de gelmişlerdi; bu kişiler sorunu en alt düzeyde bir statü ile kapatma talimatını almış olmalıydılar. Sovyetlerde o sıralar üstten alta şöyle bir ulusal bölge statü yapılanması vardı: 1. birlik cumhuriyeti (egemen devlet), 2. özerk cumhuriyet (Yasa çıkaran ama egemen olmayan, iç işlerinde serbest olan devlet), 3. özerk bölge (oblast), 4. ulusal okrug, 5. ulusal rayon (ilçe). Sonuncu üç statü sadece idari yetkileri olan, ama yasa çıkaramayan il ve ilçe yönetimleri idiler.
Temsilciler, Şapsığların durumunun iyileştirileceğini, Şapsığlara yardım edileceğini, köy yollarının yapılacağını, Şapsığ kolluk gücünün (polis teşkilatının) kurulacağını ve Şapsığlara yeterli tarım toprağı, tarım araç ve gereçleri verileceğini, ama bunun için cumhuriyet ya da özerk bölge (oblast) diye tutturmanın şart olmadığını, bütün bu söylenenlerin bir ulusal ilçe yönetimi ile de yerine getirilebileceğini söylediler ve Kongre’nin onayını almayı başardılar.
Bu gibi durumlarda liderlik ve kadro çok önemlidir; lider oyuna gelmeyecek yetenekte, gelişimi, karşısındaki kişilerin niyetini ve süreci okuyan ve ileri görüşlü olan kişidir. Lider kadrosu tutuklu oluğu için, Rus temsilciler, Şapsığ temsilcileri oyuna getirmekte, en azına, en düşük statüye razı etmekte güçlük çekmediler.
Kongre kararı ertesi gün, 30 Ağustos 1924’te Bölge yürütme kurulu tarafından onandı ve yıldırım hızıyla Moskova’ya gönderildi; Moskova, bir hafta gibi kısa bir süre içinde, 6 Eylül 1924’te birbirinden kopuk 3 ayrı ada üzerinde ve sadece 10 Şapsığ köyünü içine alan minik, garip serçe misali (462 km.kare; 3,4 bin nüfus) bir Şapsığ Ulusal İlçesi kuruluşuna onay verdi (s. 42-45). Bkz. – Harita.
Moskova, Şapsığların 6 Eylül 1922 tarihli cumhuriyet talebini 1,5 yıl beklemede tutmuştu.
Rusların gönülsüz, ama ilke gereği güdük bir Şapsığ ilçesinin kurulmasına razı oldukları ve 6-7 gün içinde onay verdikleri anlaşılıyor.
Neğuç Yusuf Suad sürgün yerinden, Narim’den arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda, özetle, Tuapse’de Şapsığca “Tercüman” adlı bir dergi çıkarılmasını, Şapsığ köylerinde okullar ve camiler açılmasını istiyordu (s.52).
Üç yıllık sürgün cezasını 1927 yılında tamamlayan Yusuf Suad Neğuç ve arkadaşı Ali Neğuç serbest bırakılmadı, 1928’de güvenlik kurulu (siyasi polis) kararı olarak, 3 yıl Kafkasya’dan uzaklaştırma cezasına (eksi ceza) çarptırıldı. Bunun üzerine bu iki kişi Stalingrad (Volgograd) kentine yerleşti. Ceza süreleri tamamlandıktan sonra 1930 yılı başlarında bu iki kişi Kafkasya’ya döndü. Neğuç Yusuf Suad Adıgey’in Afıpsıpe köyüne yerleşti. Diğeri kendi köyüne (Karpovsk’a) dönmüş olmalıydı.
Kolhozların kurulması dönemi
Stalin iktidarı 1928 yılında, ekonomik gelişme ve köylüyü kalkındırma ve sosyalist rejimi kurtarma amacıyla kolhoz (köy tarım üretim kooperatifi) sistemine geçiş kararı aldı. Çünkü tarım ürünlerini ihraç etme/satma, karşılığında da sanayi için gerekli ara malları satın almak için Sovyetlere başka bir seçenek, ticaret yolu bırakılmamıştı. Kolhozlar yoluyla tarımda makineleşme ve modernleşme sağlanacak, üretim artacak, tarım ürünü ihraç edilecek, gerekli sanayi ana makinaları dışarıdan satın alınacak, yeni iş alanları yaratılacak ve sistem (sosyalizm) korunacaktı. Sovyetler Birliği derin bir ekonomik ambargo ve dış baskı altında, ekonomik bunalım içindeydi, tarım ürünleri ve canlı hayvan dışında dışarıya mal satamıyor, parasını peşin ödenmeden mal alınamıyordu.
Sovyetler bu siyasi ve ekonomik cendereden kurtulmak için tarımda kolektivizasyon (kooperatifleşme) dışında bir çıkış yolu bulamamışlardı. Örneğin maden, kereste ve sanayi ürünlerini ambargo nedeniyle satamıyor, ihraç edemiyorlardı. Bir tek yoksul (Kemalist) Türkiye ile ilişkileri var gibiydi; Sovyetler bazı tarım ürünleri (fındık, kuru üzüm, kuru incir, vb) karşılığı Türkiye’de bir düzine küçük fabrikalar kurmuşlardı.
Kolhoza geçiş için 1928’den 1933 yılına değin 5 yıllık bir geçiş süreci öngörülmüştü, ancak Şapsığ’da ilk beş ay içinde toprağın yarıdan çoğu kamulaştırılmış ve büyük bir hoşnutsuzluk oluşmuştu (s.54-55). Toprak ailelerin elinden alınıp kolhozlara devredilmişti. Hükümet, Sovyetler Birliği tamamında her köylü ailesinin toprağı, tarım aletleri ve iş hayvanları ile birlikte kolhoza katılmasını istedi. Uygulama büyük tepkilere yol açtı: “Kulak” adı verilen zengin köylü ailelerinin sabotaj ve suikast girişimleri başladı, kolhozlara sabotajlar sonucu kıtlık ve açlıktan kitlesel ölümler (Ukrayna’da), tutuklama ve sürgün gibi üzücü olayları yaşandı. Ölümlerin nedeni açlık, toprağın ekilememiş ve ürün elde edilememiş olmasıydı.
Ünlü Adıge yazarı K’eraş Tembot’un (1902-1988) “Nasıpım yığogu” (Mutluluk Yolu) romanı kolhozların kuruluş dönemi sorunlarını, usta bir kalem olarak işliyor.
Yargılamalar başlıyor
Kolhoz karşıtı direnişler yanında, 1 Ağustos 1930 tarihli Rus Savcılık iddianamesine göre Şapsığ’da ve Adıgey’de “Tam Özgürlük ve Barış” adlı siyasi bir terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı “Yöreemizin Bağımsızlığını Savunanlar” (Tixeku Tereğotij Zıore Kup) adlı başka bir örgüt daha “kurulmuştu”, deniyor. Bu örgütler Kafkasya’da bağımsız bir “Dağlı Devleti” kurmak istiyorlarmış. Aklın alacağı şey değil… Hukuk doktoru Yusuf Suad Neğuç‘un, doğruysa bu tür terör örgütleriyle bağlantı kurması için aklını yitirmiş olması gerekirdi…
Yusuf Suad Neğuç ile birlikte 21 kişi “Şapsığ Ulusal Hareketi” örgütü üyesi olmakla suçlanıp tutuklandı, öteki 8 kişi ise yakalanamamıştı (s. 56-58).
Yargılama sırasında savcı, Neğuç Yusuf Suad için ölüm cezası istedi. Neğuç Yusuf Suad, Şapsığların demokratik hakları konulu çalışmalara katıldığını, ama siyasi-terörist örgütler ve kolhoz karşıtı eylemlerle bir ilişkisinin bulunmadığını savundu. Sanıkların birçoğu yöneltilen suçlamaları reddetti. Savcılık iddiasına göre, kolhoz karşıtlarının eylemleri başarısızlığa uğradı, örneğin Karpovsk köyü (şimdi – Aguy-Şapsığe) kolhoz başkanı ile köy muhtarı için planlanan suikast yapılamadı.
Güney’den, Kiçmay’dan (Şehekey köyü) kuzeye, Karpovsk’a silah ve cephane nakli, sıkı yol denetimi nedeniyle gerçekleştirilemedi… vs.
Her şeye karşın Sovyetler Birliği 10 yıl gibi kısa bir süre içinde, kolhozların katkılarıyla bir tarım ülkesi olmaktan çıkıp büyük bir sanayi ülkesi olmayı başardı, ama tam soluk alınacak bir eşiğe gelindiğinde 2. Dünya Savaşı ve korkunç Nazi saldırısı ile karşılaşıldı (1941).
Şapsığ ilçesi ve sonu:
Şapsığ ilçesinin merkezi Haziran 1930’a değin Tuapse kentinde idi, ardından merkez Kalej köyüne; 13 Mart 1931’de kıyıdaki Sovet Kuace köyüne, 4 Ocak 1934’te de kıyıdaki Lazarevsk (Psışuape) beldesine taşındı. Şapsığlar aleyhindeki hava dağılmış olmalıydı: İlçe toprağı genişletildi ve 3 kat büyüdü – yüzölçümü 1,433 km.kare, nüfusu 12,697 (1939) oldu, nüfusun 4 bini Şapsığ (% 31) idi, ilçe uzun bir kıyı bandına da kavuşmuştu; ancak Tuapse ve oraya yakın Şapsığ köyleri (Aguy-Şapsığ, Psıbe, Śıpka, vd) ve bir o kadar Şapsığ da ilçe sınırı dışında kaldı.
Öte yandan Sovyetlerde sanayileşme başarıldı, toparlanma dönemine girildi denirken başlayan 2. Dünya Savaşı sonucu ülke alt üst oldu, 20 milyon üzeri Rus ve Sovyet yurttaşı öldü.
Ne olduysa bundan sonra oldu. Politik atmosfer birden bire kötüleşti, Şapsığlar “düşmanla işbirliği yapmış”, bu nedenle “kara listeye alınmış” ya da iftiraya uğramış olmalıydılar, olanların nedenlerini bilemiyor ve açıklayamıyoruz – bu konuda yazılmış yeni bir makale için bk. “Tevçoj Nuh: Ulus Seninle Gurur Duyuyor”, Mefenef.Com.
1943 yılında, savaşın tam göbeğinde, Şapsığ ilçe yürütme komitesi, kendi özerkliğine 2/3 oy çokluğu ile son verme kararı aldı. Garip bir durum. Kararın kuşkusuz bir arka planı vardır. Durup dururken böyle bir karara niçin gereksinim duyulmuş olabilir? Küçücük Şapsığ ateş olsa cirmi kadar yer yakardı. Ortada ciddi bir neden olmalı. O neden de, rayonun feshi ve Şapsığların diğer Adıgelerle birlikte Sibirya’ya sürülecek olmaları kararı olabilirdi.
Aslında İlçe yönetiminin böyle bir karar alma yetkisi var mıydı? İlçe yönetimi bir başına böyle bir işe kalkışamayacağına göre, talimat kuşkusuz yukarılardan, Moskova’dan, Savunma Bakanlığı, Genelkurmay, vb gibi güçlü bir yerden gelmiş olmalıydı.
Karar niçin iki yıl beklemede tutuldu, uyutuldu? Moskova 1922-1924 arası Şapsığ Kongresi kararını 1,5 yıl beklemede tutmuştu. İlçe kurma kararını bir hafta içinde tamamlamış ve onamıştı. Fesih gerekçesini ve arka planını henüz bilemiyoruz. Sadece bazı tahminlerde bulunuyor, bazı ipuçlarından hareketle yorumlarda bulunuyoruz.

Lazarevsk (Psışope) rayonu (şimdiki)
Moskova 24 Mayıs 1945’te Şapsığ ilçesinin özerkliğini resmen kaldırdı; ve o yerde Lazarevsk adlı bir Rus ilçesi kurdu. Lazarevsk adı, 1837 – 1839 yıllarında Adıge kıyılarını kana bulayan Karadeniz Filosu komutanı Amiral M. A. Lazarev (1788-1851) adından geliyor.
Sovyetlerde özgürleşme rüzgârı ve Şapsığların yeni talepleri
1985 yılında Sovyetler Birliği’nde, parti sekreteri M. Gorbaçov önderliğinde bir demokratikleşme süreci başladı, içten içe çürüyen Sovyetler Birliği ABD ile Silah ve Uzay yarışına kalkışmış ve ekonomik çöküş süreci içine girmişti; yeni yönetim söz ve örgütlenme özgürlüğü getirdi, Şapsığ adı üzerindeki sansür kalktı. Bunun bir sonucu olarak 29 Nisan 1989’da Lazarevsk’te (Psışuape) “Adıge Xase” (Adıge Sivil Toplum Örgütü) kuruldu. İlk Başkanı tanıdığım ve makalede adı geçen Teşu Murdin (1930-27 Kasım 2025) idi. Örgüt, uluslararası hukuka, dahası Sovyet Anayasası’na aykırı olarak Şapsığların özerkliğine ve Şapsığ ilçesinin varlığına son verilmiş olmasını kınadı ve Şapsığlara haklarının iade edilmesini istedi (s. 62-63). Önce yöredeki etnik örgütler Şapsığlara desteklerini açıkladılar, ancak, daha sonra Kazak, Rum, Ermeni, Ukraynalı, Rum, vb dost sivil toplum örgütleri desteklerini geri çektiler.
Şapsığlar o konuda da hava aldılar.
Şapsığlar taleplerini hukuki bir zeminde ve çizgide yürüteceklerine dallandırıp budaklandırmış mıydılar? Bilemiyoruz. Bu da karşı tepkilere, yalan ve haksız söylentilere yol açmış, aleyhte bir hava estirmiş olmalıydı: Rus milliyetçiler, 70 yıl önceki yalanlarını tekrarlıyor, Şapsığlara özerklik verilmesi halinde Karadeniz kıyısındaki Rusların kovulacağı, evlerine Türkiye’den getirilecek Çerkeslerin yerleştirileceği ve benzeri yalanlar yayıyor, ev ev dolaşıp Şapsığlara özerklik verilmemesi için Ruslardan imza topluyorlardı.
Ayrıca üst telden tehditler de savuruyorlardı: “Nüfusun yüzde 3-4’ü olan Şapsığlara özerklik verirsek, sayıca daha fazla olan diğerleri ne demezler… Yiyecek ve giyecek buluyorsanız oturun oturduğunuz yerde” gibisine demeçler basında yer alıyordu.
Türkiye’den dönüş propagandalarına gelirsek, Türkiye’de Şapsığların Şapsığya’dakinden daha geniş ve daha verimli tarım toprakları, maddi anlamda daha üst düzey bir yaşamı vardı.
Diasporadaki Çerkesler anılara ve anayurt sevgisine sadık kaldıkları için Kafkasya’ya sempati duyuyorlardı. Kimsenin Rus’un evinde gözü yoktu ve olamazdı. Yağmacılık ve gasp Şapsığ geleneğine yabancıydı..
1 Aralık 1990’da Tuapse’de toplanan “I. Şapsığ Halk Kongresi” özerklik ve yeniden Şapsığ Rayonu kurma kararı aldı. Niçin oblast ya da özerk okrug değil de, ulusal rayon?.. Aynı yıllarda Omsk oblastı ile Altay Krayı’nda ulusal rayonlar kurulduğunu belirtmiştik.
İlan edilen özerk Şapsığ ilçesi Karadeniz kıyısında Novomihailovsk’tan (Nıgepsuh) başlıyor, bu beldeyi de içine alıyor ve güneyde Golovinka (Şexape) beldesine ve onun da güneyine uzanan Karadeniz kıyılarını kapsıyordu. Aslında proje ilçe, tarihi Şapsığ toprağının küçük bir bölümünü kapsıyordu.
Şapsığlar 1 Aralık 1990 tarihini “Karadeniz Çerkeslerinin (Şapsığların) Milli Uyanış Günü” olarak ilan ettiler (s. 71).
Kongre kararı, 1991’de bir öneri olarak Sovyet Parlamentosu‘na sunuldu ve gündeme alındı; ilk görüşme ve oylama yapıldı ve öneri kabul edildi; önerinin karara dönüşmesi için ikinci kez oylanması gerekiyordu. İkinci oylama yapılamadı, çünkü Rus mobbingi sonucu milletvekilleri korkutulmuş ve oylamaya katılmamışlardı, Çarlık döneminden kalma emperyalist ruh yeniden hortlamış olmalıydı, böylece öneri kendiliğinden düştü. Şapsığ özerkliği özlemi de bir başka bahara kaldı.
Şapsığlar Rusya’nın küçük yerli halkları listesine alınıyor ve bir ulusal kimlik veriliyor
Rusya’da tarihten gelme çok sayıda küçük yerli halk (küçük ulus) bulunuyor. Küçük uluslar ve azınlıklar BM, Avrupa Konseyi, uluslararası hukukun ve uluslararası kuruluşların ve RF Anayasa’sının güvencesi (koruması) altındalar.
Geçmişin 600 bin nüfuslu, özgürlük mücadelesini dış dünyanın ve o dönemler dünya basınının gıptayla izlediği yiğit Şapsığların günümüzdeki torunları, bitkin ve acınılası durumlara düşen ve bitmekte olan küçük yeryüzü uluslarından biri olma durumuna düşürülmek isteniyor. Kabartay işbirlikçiler de Rus gericilerle el ele.
Şapsığlar öz anayurtlarında azlar; ama milyonları bulan bir diasporaları var…
5 Mart 1999’da Rusya Federasyonu Devlet Duması “Rusya Yerli Azınlık Halklarının Hukuki Statüsünün Temelleri” (Основы правового положения коренных малочисленных народов России) adlı bir yasa çıkardı. Yasa, 30 Nisan 1999’da RF Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi, 40 – 50 kadar küçük yerli topluluk (ulus) listeye alındı. Bunlardan biri de Şapsığlardır.
Yerli halk; bulunduğu yere başka bir yerden gelip yerleşmiş olmayan, o yerin otoktonu (toprağın ilk insanı) olan, göçmen ya da göçmen statüsünde olmayan insan topluluğu (halk) demektir.
Şapsığların adı,1999’da resmen “RF’deki küçük yerli azınlık halkları listesine” alındı. Ancak, “Şapsığlara sadece en alt düzeyde bir statü yani sınırları ve toprağı belirtilmemiş, sadece Krasnodar Kray’da, Soçi ve Tuapse yörelerinde yaşayan, ‘Koruma Altında Küçük Yerli Toplum Statüsü’ verildi (s.97).
Aşırı milliyetçi Ruslar ve işbirlikçileri Şapsığlara statü tanınmasını çok buluyor; Şapsığ ve dahası Adıge nüfusunu bölerek güçten düşürmeye, gerçekte 10 binden çok daha fazla olan Şapsığ sayısını 1,914 gibi kıytırık bir sayıya düşürmeye, Şapsığlara yapılan devlet yardımını azaltmaya, Çerkes (Kabartay) sayısını ise şişirmeye çalışıyorlar. Bu gibi çabalarda, Rus’a yaranma ve kişisel çıkar dışında, işbirlikçi Kabartayların ne gibi bir çıkarı olabilir?.. Birçok Adıge ve Şapsığ da, maalesef kurulan bu sinsi tuzağa düşüyor, oltaya takılıyor. Karşılaştırınız: Aguy-Şapsığ köyünün nüfusu 2,000, tüm Şapsığların nüfusu 2021 resmi nüfus sayımına göre “1,914” imiş..
Bu da yetmedi: Krasnodar Kray yönetimi, RF üst meclis ve yönetiminden Şapsığ adının “yerli halklar birleşik listesinden” çıkarılmasını istedi, ama RF yönetimi ve federal meclis, herhalde, ortada Federal yasa ile verilmiş bir hakkın bulunduğu, Şapsığ adını listeden çıkarmak için bir yasa değişikliği yapmak gerektiği düşüncesiyle olmalı talebi işleme koymadı. Böylece Şapsığların yeni kazanımı (etnik azınlık statüsü) şimdilik korunmuş oldu. Federal Meclis tarafından verilen bir statü (yasal düzenleme) ancak Federal Meclis kararı ile kaldırılabilirdi, statüye son verme, beraberinde daha başka etnik sorunlara, komplikasyonlara da yol açabilirdi. Demek ki Moskova’da aşırı Rusçular, faşistler yanında aklı başında, demokrat ve değerli kişiler de bulunuyor.
Ayrıca Kranodar Kray, birçok kişinin sandığının aksine bir eyalet (devlet) değil, yasama yetkisi ve bakanlar kurulu olmayan bir ildir. İl, merkezden gelen yasa ve talimatları uygulamakla yükümlüdür.
Bazı Kubanlı Rusların o denli nefreti, Şapsığ ve Adıge karşıtlığı nereden kaynaklanıyor ve Şapsığlar bu nefreti hak edecek ne yapmış olabilirler?.. Şapsığ sivillere, halka saldıranlar Rus askerleri, Şapsığlar sivil Ruslara saldırmış değiller ki?.. Demek ki, insanların birçoğu 1864 yılı Şapsığ ve Adıgelerinin hoşgörü düzeyine ulaşmış olmaktan uzaktalar…